UNUTULMUŞ FENOMENLER DİYARI

Farkında mısınız her gün yeni bir fenomen çıkıyor! Ama çok geçmeden hepsi unutuluyor. Peki, sonra ne oluyor?



Uyarı: Oyunu sahnelemeden önce mail yoluyla veya İnstagram üzerinden iletişime geçip izin istemeniz ZORUNLUDUR! Oyun hakkındaki görüş ve önerilerinizi bu sayfanın en altında yorum olarak ya da mail / instagram yoluyla belirtebilirsiniz. Sahnelediğiniz oyunlarımdan fotoğraf/video göndermeniz rica olunur. Keyifli okumalar dilerim...





Aşağıdaki mail adresinden bana ulaşabilirsiniz. Yeni yayınladığım oyunlardan anında haberdar olmak ve sahneleme isteklerinize daha hızlı geri dönüş almak için İnstagram'dan takip edip mesaj atabilirsiniz.

ahmet736arslan@gmail.com

Ya da buraya tıklayarak siteye abone olabilir ve yeni içeriklerden mail yoluyla haberdar olabilirsiniz.

Oyun yazma sürecimle ilgili videolar paylaştığım kanalımı aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz.👇



KARAKTER

ADAM: 30’lu yaşlardadır.


NOT: Oyun erkek karakter için kaleme alınmış olsa da küçük diyalog değişiklikleri ile kadın karakter tarafından da sahnelenebilir.


SAHNE 1

Sahne dekorsuzdur.


(Sahne spot ışıkla aydınlanır. Spot ışıkta yerde bağdaş yapmış şekilde ADAM oturmaktadır. Önünde ekranı yere gelecek şekilde telefonu ters durmaktadır. Kitlenmiş şekilde telefona bakarken oldukça gergindir, ileri geri sallanmaktadır.)


Bu sefer olacak…. Başka yolu yok bu sefer olacak…. Hissediyorum… Evet evet şu an izledi… şimdi kahkahayla güldü… hemen arkadaşına yolladı… veee….


(Bir anda heyecanla telefonu çevirip ekranına bakar. Hayal kırıklığına uğrar.)


Sıfır beğeni… sıfır yorum… sıfır takip!


Yok!... Yok işte!... Bir tane etkileşim bile yok!


17 görüntülenme olmuş … anca görüp geçin zaten!... Hani nerde benim beğenilerim!


(Sert bir şekilde seyirciye bakar. Sinirle bağırır.)


Videonun üzerine gelip iki kere tıklamak bu kadar zor mu!


(Bir süre durup ağlamaklı yalvararak konuşur.)


Ne olur kurtarın beni!


Beni buraya siz koydunuz… ve sadece siz çıkarabilirsiniz


Yo yo öyle bilmiyor gibi bakmayın…. Bal gibi de biliyorsunuz!


Evet evet.... burası orası…. Beni bırakıp gittiğiniz yer… Unutulmuş Fenomenler Diyarı!


(Sahne kararır.)

 


SAHNE 2

(Sahne aydınlanır. Karakter sahnede sinirle ileri geri yürümektedir.)


Yok yok benim takipçilerim kesin kolsuz!... Yemin ediyorum hepsi zombi… ölmüşler gömen yok…. Başka bi’ açıklaması olamaz… bu videoyu gören herkesin mutlaka beğenmesi lazımdı…. Mutlaka!


Görüntülenme sayısı sürekli artıyor ama yok… bir tane beğeni bile yok…


Böyle başlayınca da yokuş aşağı gidiyor…


Tutacak video daha ilk dakikadan belli olur…


Trink trink trink bir dakika susmaz telefon…


Hey yavrum hey… Az mı yaşadık o duyguyu be! ... Bakmayın bu halimize… zamanında smokini çekip talk showlara bile çıktık…


(Derin bir nefes alıp verir.) Şimdi sokak röportajı bile denk gelmiyor…


Öyle röportaj deyip geçmeyin bizim camiada ordan çok gelen var…


“Biz buralara sokaktan geldik.” deyip havasını bile atıyorlar…


Düşününce doğruya doğru… bir şey diyemiyoruz.


Ben de işte boş zamanlarımda belki bize de denk gelir diye arada mahalleyi turlamaya çıkıyorum….


Fotoğraf makinesi, telefon, tablet… Çekim yapan her şey önemli benim için… Arabanın park yardım kamerasına el sallamışlığım var benim… şöhretin nereden geleceği hiç belli olmaz…


Anlayacağınız bu aralar röportajlara taktım …


İnternete yüklenmiş ne varsa hepsini izledim… kimler ordan, nasıl çıkmış ayrıntılı analizini yaptım…


Saatli bomba gibiyim, sokakta bir mikrofon uzatsalar patlayıp gidicem… de işte denk gelmiyor namussuz…


Ahh bi’ denk gelse… Her soruya skandal cevaplar hazırladım… yaptığım derin analizler sonucunda sorulara doğru düzgün cevap vermek tutmuyor bizim memlekette… sallayacaksın bi’ şeyler… ama kendinden de emin olacaksın… öyle emin olacaksın ki doğru bilen kendi doğrusundan şaşıracak…


Mesela sokağın ortasında mikrofonu şak diye uzatıp çarpım tablosu soruyorlar…


“Efendim 6 kere 7 kaçtır?” Hiç durmadan “Altının yanına yedi… yani 67” deyip yoluna devam edeceksin…


O mu bu mu soruları da var… Aşk mı para mı diyecekler?... Zengin eş diyeceksin… Messi mi Ronaldo mu… Ronaldinho…. Evlilik mi bekarlık mı…. Evlenip boşanmak…. Uzaktan çalışmak mı yüz yüze çalışmak mı diyecekler… mümkünse hiç çalışmamak diyeceksin…


Haa sonra dini sorular da sorarlar… Yatsı namazının sünneti kaç rekattır?... “Ben sadece farzları kılıyorum” deyip geçeceksin…


Dedim ya her konudan her soruya cevabımı hazırladım… Ahh bi’ denk gelse gündeme bomba gibi düşeceğim…


Herkes beni paylaşacak…. “Bir zamanların sosyal medya fenomeni, sokak röportajında verdiği skandal cevapla yeniden trendlere girdi!”


Sonra gelsin iş birlikleri… (Elini ovuşturur.)


İzlenme sayınız biraz artsın… mesaj kutunuz hemen hareketleniyor… “Merhaba, yeni çıkan lavantalı sabunumuz için tanıtım videosu planlıyoruz. Beraber çalışmaktan mutluluk duyarız”


“Merhaba, Ciğerci Hüsamettin olarak sizleri şubemizde ağırlayıp ikramlarda bulunmak isteriz.”


Öyle bakmayın…. Bu dünyaya bir girince hiç ummadığın bir sabah kalkıp ciğer yer, akşamına da kameranın karşısında lavantalı sabun koklarsın…


Bakmayın bu halime çok izlendiğim zamanlarda yeni çıkan dizilerin tanıtımı için koca koca yapım şirketleriyle bile çalıştım ben…


“Aşkın Kara Kutusu, birinci sezonuyla şimdi yayında! Karakutu123 koduyla yarı fiyatına abone olma fırsatını kaçırma!”


Hey gidi günler hey…


Zamanla etkileşim azaldı… Sonunda mesajlar da azaldı tabii… Yapım şirketlerinden ciğercilere kadar düştük …


En son iş birliğim de bir tane lisenin başkanlık seçimi içindi… 10/A’dan İlyas mesaj atmış “Abi, haftaya seçimler var. Bir gün okula gelip “İlyas başkan olacak, herkes kazanacak” der misin?”


O dönemde benim nakit akışı biraz azalınca… kira falan sıkıntı oldu… dedim neden olmasın… gittim okula… Girişte güvenlik “Sen kimsin?” dedi almadı… İzlememiş benim videoları… Neyse sonra İlyas geldi, sağolsun aldı kapıdan beni… Tek tek sınıflara girdik… “İlyas başkan olacak, herkes kazanacak” dedim… Teneffüste de kantinde toplu bir İlyas’ı alkışlama etkinliği yaptık… Sonra ücretimi aldım çıktım … 1 hafta sonra haberi geldi… İlyas seçimi kaybetmiş… Son iş birliğim de pek bir işe yaramadı … Çocuk da mesaj atmış… “Sana verdiğim parayla keşke topkek alıp dağıtsaydım, o zaman bile kazanma şansım daha fazla olurdu.”


İlyas oğlum kabullensene ya…  kaybettin… benden niye sinirini çıkarıyorsun ki…


Babası yerel gazetede çalışıyormuş…. Başka hiç önemli gelişme yokmuş gibi beni haber yapmış…. “Eski fenomen seçimleri kaybettirdi.” İşte ilk o zaman “eski, unutulmuş, bir zamanların fenomeni” diye anılmaya başladım.


Ondan sonrası da hep yokuş aşağı zaten…


(Bir anda bildirim sesi duyulur. Adam irkilir.)


Aha!


(Heyecanla telefona bakar. Sonra hayal kırıklığı yaşar.)


Halam…. Videonun altına “Çay koydum gel” diye yorum yazmış….


Off hala off… Daha kaç defa anlatacağım… Video yorumları günlük iletişim için kullanılmıyor diye… Ya mesaj at, ara, hepsini geçtim çaldır kapat ama yorum yapma ya!... Yapma!


Hayır beğeni de atmıyor…. Bi’ ara nasıl beğenileceğini bilmiyordur diye anlattım buna… Videonun üstüne gelip iki kere tıklarsan beğenmiş olursun dedim…  “He onu biliyorum da senin videolarını beğenesim gelmiyor” dedi….


Onun hangi videoları beğendiğini biliyorum ben…


Bana günde 10 tane gönderiyor çünkü…. Ne olacak yapay zekayla yapılmış videolar işte… Bakıyorum kundaktaki bebek ilahi söylüyor… Başka birinde yaşlı bir dede bastonuna atlayıp uçmaya başlıyor… Altına da “Bak neler neler yapıyor insanlar. Seninkiler çok basit” yazıyor…


Ne diyebilirim ki… Özür dilerim hala…


Yok ya valla boşuna uğraşıyorum… Kaç yıldır direndim direndim ama en sonunda ben de TikTok’ta şarkı açıp kıçımı sallayarak dans edicem…  Niye bu kadar kasıyorsam… Geç kameranın karşısına, aç abi dönemin hit şarkısını, dans et paylaş… bu kadar….


(O esnada bir bildirim sesi daha duyulur. Bu kez hiç heyecan yapmadan bakar.)


Amcam, halamın yorumuna yanıt yazmış… “Köye cenazeye geldim. Dönerken uğrarım.”


Offf... benim böyle akrabalarım varken yeniden fenomen olmam imkânsız…


Çok tanındığım dönemde de bunların bir hayrını görmedim ki… O zaman da çevremdeki dizi oyuncularından videolu doğum günü kutlaması istiyorlardı…


Akraba işte atsan atılmaz satsan satılmaz…


Ben onları atamam da…  İsteseler onlar beni öyle bi’ atar ki… evimden atarlar… Halamla amcamın ortak aldığı bir ev var. Orda kalıyorum da…


Sağolsunlar kira konusunda çok sıkıştırmıyorlar… elime üç beş bir şey geçtikçe veriyorum…


(Bir bildirim sesi daha duyulur. Yine hiç heyecan yapmadan bakar.)


Halam… “Yine kim ölmüş köyde” yazmış…


(Sinirle derin derin nefes alır. (Yere çöker. Lotus pozisyonu alır. Gözlerini kapatır.)


Sakin kalıcam… Sinirlenmek yok… Onlar benim akrabalarım… ve sosyal medyayı nasıl kullandıkları tamamen onların tercihi… ben buna karışamam…. Hem belki bu yorumların algoritmaya katkısı vardır… Etkileşim sonuçta… Tabii canım etkileşim…. Her şey gayet güzel gidiyor… Hedeflerime adım adım yaklaşacağım… Çok az kaldı… Başaracağım…


(Gözlerini açar. Derin nefes alır.)


Evet, sakinleştim… Artık daha iyiyim… Bunu yeni öğrendim… Olumlama meditasyonu gibi bir şey…


Bu aralar bu enerjisel hesaplar da patladı gitti…. Valla hepsi milyonluk oldu… 


Napsam ben de mi bu enerji işine girsem?


Bu sektör beni kabul eder mi ki?... Neden etmesin ya… Evrende hepimize yetecek kadar enerji vardır canım… Ben de bir köşesinden alıp yoluma bakayım, ne var yani?


Şu an kariyer planlamam çok karışık… Yarın beni tiktokta dans ederken de görebilirsiniz, İnstragramda enerji dağıtırken de… Bilemiyorum yani… her an her şey olabilir…


(Bir bildirim sesi daha duyulur. Yine hiç heyecan yapmadan bakar.)


Amcam… cenazeden canlı yayın başlatmış…


Yuhh! Şuna bak daha yeni açtı. Anlık 127 kişi izliyor….


Yayına her saniye yorum yağıyor…


Lan…. Acaba biz mi yanlış kullanıyoruz bu zıkkımı?


Benim 3 beğeni için yapmadığım kepazelik kalmadı be!


Amcam köyden iki kişi daha ölse fenomen olacak…


Yok ya.... valla kovalayınca olmuyor…


Oluruna bırakacaksın… Ne diyorlardı… “Senin olan seni bulur.”


Bak bunlar da çok tutuyor bu ara…


Arkaya koyacaksın hareketli müziği, geçeceksin kameranın karşısına


(Motivasyon müziği başlar. Bir anda role girerek yaşam koçu gibi konuşmaya başlar.)


Hey sen…. ordaki!... Evet sana diyorum…. En son ne zaman evrene mesaj gönderdin… Mesaj hakkın mı bitti?... Saçmalama!... Tüm insanlığa paketler daha yeni yüklendi…  Nereye atıyorsun sen o kadar mesajı… Evrene atmıyorsun da kime atıyorsun?... Doğruyu söyle biri mi var?


(Şarkı susar.)


Yani işte böyle trip atan bir motivasyon uzmanıymış… Hiç belli olmaz belki de tutar…


Ya da düz yemek falan mı yapsam ya….


Onlar da çok izleniyor…


Bende de el yeteneği hiç yok… Hele hele kamera karşısında…. Valla sırayla parmakları doğrar tencerede kaynatırım…


Halamla mı yapsam acaba?


“Merhaba arkadaşlar Halamla Yemek Yapıyoruz’un ikinci bölümüne hoş geldiniz. Bugün büyük bir kazanda çorba yapıp mahallede satacağım. Elde ettiğim gelirle de halama kiramı ödeyeceğim.”


Bölümün sonunda çorbalar satılmayınca halam beni evden çıkarıyor…


Diğer bölümde de elimde valizle sokak lezzetleri videosu çekiyorum…


Gördünüz mü hayatım 3 bölümlük video serisinde nasıl boka sardı?


İp cambazı gibiyim… Herkes beni “Ulan şimdi kesin düşecek” diye izliyor ama bir türlü düşmüyorum…


Bana sorarsanız ben de kendimi “ulan şimdi kesin düşeceğim” diye izliyorum


Yani öyle “Herkese inat, dimdik ayaktayım” sloganları bende işe yaramıyor…


Benimkisi daha çok “Dokunmayın çok fenayım” modu… Hem de yıllardır…


Ama kimseye kızamıyorum… Suç şunda diyemiyorum… çünkü salaklık bende… herkes uyardı… yapma dediler… iyi düşün dediler… Çıkarsan bir daha giremezsin dediler… Ben iki tane video milyon izlenme alınca bastım istifayı…


Müdürüm, bari yarıyıl tatilini bekle dedi… Hem düşünmek için zamanın olur hem de çocuklar dersten geri kalmaz… Yok dedim aklımda bir sürü içerik fikri varken ders falan anlatamam ben…


İlçenin en gözde özel okulunun, en gözde matematik öğretmeniyken bastım istifayı!


Gerçi sonra isterse geri dönebilir diye iki kere haber yolladılar ama o zamanlar da benim her video 3-4 milyon izleniyor… Bir gün dizi reklamı yapıyorum ertesi gün üniversiteye söyleşiye gidiyorum… Gülüp geçtim ikisinde de…


İşte tam o sıralarda ilk linçimi yedim…


Tabii ki de… linç yemeyen fenomen mi olur… şanındandır!


Biraz güme gittik tabii… kumpas kurdular kardeşinize…


Ne kadar gizli kalsın istesem de birisi benim öğretmen olduğumu, özel okulda çalıştığımı falan öğrenmiş…


Yolda yürürken geldi…. Önce fotoğraf çektirebilir miyiz dedi….


Tabi tabi… Yaa ne sandın… O zamanlar öyleydi valla… Magazincilere “Yapmayın çocuklar” bile diyordum…


Neyse işte fotoğraf çektirdik… Sonra bu telefonu eline alıp ses kaydı başlatmış…. Bana da yem attı…


“Abi dedi sen öğretmenmişsin, istifa etmişsin. Dönmeyi düşünüyor musun okula?”


Ben de samimi buldum çocuğu attığı yemi havada kaptım.


“Ne okulu oğlum!” dedim “Ben bıkmışım ciyak ciyak çocuk sesinden, pimpirikli özel okul velilerinden. Dünyayı verseler dönmem!”


Sonra çocuk pat diye döndü gitti.


Tabii aldı malzemeyi, işi bitti benimle…


Ben böyle sokağın ortasında mal gibi kaldım…


İşte aynı günün akşamında düştük medyaya…


Öyle küfürler geldi ki ucu halama bile dokunuyordu…


İki tane yıllık imzaladığım iş birliği vardı… Hemen siyah arka planın üzerine beyaz fontta uzun metinler yazıp paylaştılar…


Neymiş efendim, böyle biriyle iş birliği yapmaktan utanç duyuyorlarmış. Herkes ekmeğinin peşinde işte…


Benim yediğim linçin kaymağını da onlar yedi….


(Biraz durur anında aklına bir fikir gelir.)


Aaa acaba amcamla yemek yeme videosu mu çeksem… Hani yapıyorlar ya… Kamerayı açıp Asmr mukbang gibi şeyler…


Offf amcam var ya fena yemek yer… Bir de böyle… Yani nasıl anlatsam… Şapır şupur… Kâseden bir çorba içişi var… Çorba amcamın ağzında dile geliyor…


(Abartılı seslerle çorba içme sesi yapar.)


Bak bu da tutabilir.


(Role girer.)


Merhaba arkadaşlar. Bugünkü videoda amcamla beraber kelle paça içiyoruz.


(Yer değiştirir.)


Merhaba arkadaşlar bugünkü videoda amcamla beraber çökertme kebabı yiyoruz.


(Yeniden yer değiştirir.)


Merhaba arkadaşlar bugünkü videoda amcamla beraber künefe yiyoruz…


Yalnız menü bayağı güzel oldu ha… Amcam bu fikre kesin bayılacak…


Da… bu yemeklerin ücretini nasıl halledeceğiz….


Eskiden olsa reklam tanıtım ayağına beleşe yer içerdim ama şimdi o kadar izlenmiyor ki… kim 100 izlenme için iki tane adamı yedirip içirsin…


(Alayla) Merhaba arkadaşlar… ufak bir aksilik oldu künefe iptal o yüzden bu videoda amcamla beraber kahvehanede oralet içip okey oynayacağız…


Daha fikir aşamasında bile tutmuyor içerikler…


Zaten amcamla halamla çıktığım yolda ne kadar bi’ izlenme bekliyorsam…


(Telefonuna bakar.)


Amcam cenazeden canlı yayına hala devam ediyor… İzleyici de 237 olmuş…


Oha 3 kişi de yayına bağış yapmış…


Lan cenaze töreni yayınında nereye bağış yapıyorsunuz?


Amcam yayının başlığına “Köyden daha fazla cenaze yayını için beğenip takip etmeyi unutmayın” yazmış….


Neyin peşindesin be adam?... Neyin peşindesin?... Köye seri katil salıp kendine içerik çıkaracak …


Köylerdeki ölümler bir Müge Anlı’ya bi’ de benim amcama yarıyor…


İşe bak ya amcam bile niş içerik üreticisi olup kendi kitlesini oluşturdu…


(Biraz durup düşünür.)


Acaba ben de mi böyle niş bir şeyler bulsam?


Her içeriğin bir alıcısı var sonuçta…


Millet neler neler izliyor…


Ordan oraya karavanla gezenler var, yeni çıkan arabaları vidalarına kadar inceleyenler var, sadece kedisini çekenler var…. Var da var yani…


Ben de bulursam böyle bir şey…. Beni de birileri izler illa ki…


Önce kendi kitlemi oluştururum. Sonra eski takipçilerden görenler de gelirse yeniden fenomen olur çıkarım!


(Heyecanla sahnede adımlar atarak sağa sola gider gelir.)


Hadi oğlum çalıştır saksıyı…


Böyle niş olsun ama… günü gelince herkesin de ilgisini çeksin…. “Aa böyle bir şey de varmış” desinler… Bir kere izleyen bir daha bırakamasın… Bağımlı olsunlar… “Şöyle şöyle yapan adamı gördünüz mü?” desinler… Sonra biri çıkıp desin ki “Aaa bu eski fenomen değil mi ya?”


Ben de altına yorum atarım…. Yeni gelmedik canım geri geldik!


Bu iş tamam ya… içeriğe gelecek yorumlara kadar her şey hazır…


Sadece bir eksik var… küçük bir eksik….


Ne yapacağız?


(Biraz durup düşünür.)


Amcam cenazelere gidiyor ya… Ben de doğumlara mı gitsem?


“Merhaba arkadaşlar, bugünkü videoda Kerem Bebek’in dünyadaki ilk gününe şahit olacağız”


“Merhaba arkadaşlar, bugünkü videoda Azra Bebek ilk gazını çıkarıyor.”


“Merhaba arkadaşlar, Son dakika gelişmesiyle karşınızdayım. Kayra bebek normal doğumla gelmek istemedi ve şimdi sezaryene alındı”


Olur mu ki böyle ya?


Ama bebekler ilk gün hep hastanede kalıyor…. Hatta bazen bir hafta…. Hastaneye gidip “Pardon kadın doğum servisi ne taraftaydı acaba? Bir de mahsuru yoksa bugün kaç doğum oldu öğrenebilir miyim? ... Sezaryen-Normal fark etmez hepsi bizim bebeğimiz”


Bu kadar riske girip bir de video tutmazsa var ya… yediğim linçle kalırım… Gerçi video tutarsa da tutuklanma ihtimalim var…


Ya bir de bebekler, dünyadaki ilk gününde karşılarında beni görmesinler bence…


Zaten bebeklerin bana bakıp bir anda ağlamaya başlaması kadar rencide olduğum başka bir durum yok…


Adam dünyaya sıfır ön yargıyla tertemiz bir zihinle geliyor… Sonra bana bakıp bir anda ağlamaya başlıyor… böyle bir zorbalama çeşiti var mı ya?


Neyse ki sonra büyüyor da ailesi ona büyüklere saygıyı, hoşgörüyü vesaire öğretince tutuyor kendini…. Yalandan gülümsemeye başlıyor.… ama asıl doğru olan o ilk görüşündeki tepkisi….


Cık bu doğum işi de sakat… çok riskli…  başka bir şey bulmalı…


(Yeniden yürüyerek düşünmeye devam eder.)


Aaa!... “Gece yürüyen adam”


Bayağı böyle herkes uyurken sokağa çıkacağım… her gün başka bir sokakta yürüyeceğim…


Yürürken bir yandan da sessiz, cool bir ses tonuyla hayatla ilgili görüşlerimi anlatırım…


(Yeniden sanki video çekercesine role girer. Bu kez biraz sessiz ve şiirsel bir ses tonuyla konuşmaktadır.)


“Herkese gecenin ortasından… siyahın en zifirisinden selamlar gönderiyorum… Bu video serisinde herkes uyurken biz uyumayacağız… Onlar rüyalar görecek, biz gerçekleri…. Onlar tavanı seyredecek, biz yıldızları… Bakın gördünüz mü, dolunay bize gülümsüyor… Bakarsınız bir kedi yoldaşımız olur… Ağaca çıkarız beraber… Dallarında sallanırız… Sonra sahile geçeriz… Tüm banklar bomboş, hepsi bizim… Birinden kalkar diğerine otururuz… Belki bir şarkı açarız…. Denizin dalgasıyla güzel bir düet yaparız….


(Bir anda durur. Normale döner.)


Sonra bekçi gelir. Hayırdır bilader der. Kimlik kontrolü yapar. Sicilimde bir şey çıkmaz ama doğru eve gönderirler beni…


Ertesi akşam yine çıksam yine aynı bekçiye denk gelsem… büyük rezillik olur… karakola olmasa da kesin akıl hastanesine yatırırlar beni…


Gerçi her akşam farklı sokakları gezersem farklı bekçilere denk gelirim muhtemelen… ama onlar da sokakları kendi içinde değiştiriyorlarsa işte o zaman tam sıçarız…


Her video serisinin sonunda neden karakola düşüyorum ben ya?


Dışarda bir sürü suçlu var, işin hayal aşamasında bile sadece ben içeri giriyorum…


Off yeniden fenomen olmak ne kadar zormuş arkadaş…


Yok yok benim gibi olmayacaksın … bu işte git gel olmuyor… bir kere tuttun mu sımsıkı tutunacaksın…


Şimdi internet karışık çerez tabağı gibi… her telden var… ama sevilenler sayılanlar belli… istenmeyip tabağın sonunda kalanlar da belli… Ama büyük pencereden bakınca kajuyla sarı leblebi aynı tabakta değil mi? … İşte o kadar…


Sen o tabağın neresindesin diye sorarsanız?... Şimdilik dışındayım valla… Sarı leblebi kadar değerimiz yok...


Şimdi böyle söyledim diye “Sarı Leblebi Sevenler Derneği” tarafından linçe maruz kalmam değil mi?


Ulan öyle bir döneme denk geldik ki… sarı leblebiye laf atarken korkar olduk…


(Biraz durur. Aklına bir fikir gelmiş gibi olur.)


Lan…. Düşündüm de… linç de bir yerde reklam sayılır haa… hatta bayağı da güzel bir reklam…


Yani tamam halihazırda ünlü olanlar, orayla burayla, büyük şirketlerle sözleşmesi olanlar için kötü tabii de… benim için değil valla…


Linç, fakir fenomenin rızık kapısıdır….


Eğer yeniden hatırlanmanın yolu buysa…. Ben varım arkadaş … Kabul ediyorum…


Nasıl yapalım?


(Biraz durup düşünür.)


Böyle bir anda üstüme hiç vazife olmayan skandal açıklamalar mı yapsam?


Çok kolay lan…. boş boş sallıycam işte…


Mesela….


Ya bu kediler de….


Bak daha 3 kelime söyledim tansiyon bir anda nasıl yükseldi…


(Heveslenir.)


Oğlum tutar ha bu iş…


Skandalı sevmeyen mi var?


Haberlere bile çıkarım yemin ediyorum…


Biraz daha malzeme bulmam lazım… Ne diyebilirim başka?... 3 IQ olsam nasıl konuşurdum acaba?


Kendi seviyemden çok aşağı düşmem lazım… Benim için en zor kısmı bu olacak…


(Biraz durup düşünür.)


Böyle bir anda çıkıp hiç gereği yokken “Hepiniz malsınız!” mı desem… Hedef göstermeden ortaya dümdüz hakaret… Artık kim üstüne alırsa….


Ama iyisinden bir linç için hedef göstermek lazım bence…


“Hala kitap okuyanlar görüyorum, mal mısınız abi telefona baksanıza?”


Offf linçin tadı ağzıma geldi yemin ediyorum… bu olabilir bak… aklımızda olsun…


Ama sanki kitap okuyanlar biraz dar bir kitle … daha geniş bir kitleye hitap etmem lazım…


Linçi yemişken tam yiyeceksin…


Nasıl olsun… Biraz halktan kopmuş da olursa daha çok antipatik olur bence…


“Sabah sabah tüm otobüs durakları tıklım tıklım. Kendinize bir araba mı alsanız artık?”


Ya da şöyle….


“16 saat neden şehirlerarası yolculuk yapıyorsunuz, uçağa binsenize salaklar.”


Böyle kulağıma uzaktan bi’ cümle yankılanıyor… “halkı kin ve düşmanlığa sevk etmekten…”


Ulan işin sonu yine karakola bağlandı…


Tam fenomen oluyorum hemen içeri atıyorlar… e çıkana kadar yine beni unuturlar… işin yoksa çıkınca yeniden fenomen olmaya çalış….


Girip çıkmak tanınırlık sağlar mı ki?


Yeraltı dünyasında sağlar belki de, bana üstünde şöhret lazım…


Yok yok sicili temiz tutalım biz…


(Biraz düşünür. Bir anda aklına başka bir fikir daha gelir.)


Aa yarışmalardan da ünlü olanlar var ha…


Reality Showlara mı katılsam?


Böyle büyük büyük çıkışlar yaparım… kaos çıkaran o eleman olurum… belki ordan oyunculuk kapısı bile aralanır…


İzdivaçvari olanlar bayağı izleniyor… ona katılabilirim … Bak bak izle…


(Reality showdaymış gibi role girer.)


“Ben Tılsım’la kahve içerken Tuğberk nerdeydi?... Elinde çiçekle Çisil’in kapısında yatmıyor muydu?... Şimdi gelip bana Tılsım’ı rahat bırak diyemezsin bilader… O zaman ben de sana derim ki (yükselir.) Çisil’le yemeğe çıkmam seni hiç ilgilendirmez!”


Gördün mü nasıl 2 dakika da aşk dörtgeni kurdum…


Mesela burası bölüm fragmanına net girer… Biraz yanar döner görsel efekt, arkaya hareketli şarkı… Al sana en bomba kaos…


Oraya gidince kenara köşeye geçip oturan tip olmayacaksın… Her türlü olayın bir şekilde bir ucu sana dokunması lazım ki reytingin yüksek olsun… elemesinler hemen…


Baktın ortam duruluyor gibi… hemen bir kıskançlık krizine gireceksin… ortalığı yakıp yıkacaksın…


Durum bayağı kötüyse de…  yani… elenmek üzeresin diyelim… random birine gidip ilan-ı aşk edeceksin… 2 hafta garanti reytingin var…


Birçok açıdan durumu çözmüş gibiyim. Gidip katılırsam bir süre kalırım muhtemelen… tanınırlığı da artırır mı arttırır…. Zaten iş orda kalmak değil ordan çıkınca kötü oluyor bence…


Yani üzerine sinmiş ucuz reality show efektinden bir türlü kurtulamıyorsun…


Yarışmadan sonra istersen git atomu parçala… insanlar her zaman seni “Kimse Çisil’le yemeğe çıkmama karışamaz!” diye bağırırken hatırlayacak…


O yüzden yarışma gibi bir şeye katılacaksam da daha normal bir persona sunabileceğim bir yer olmalı…


Aa bilgi yarışmasına mı katılsam?


Dümdüz soru cevap işte… ne kadar garip olabilir ki?


(Yarışmadaymış gibi role girer. -burada kim milyoner olmak ister müziği vs ile efekt verilebilir.)


(Bilmişçe) “Tesadüfe bakın, daha iki hafta önce bu konuda birkaç makale okumuştum… Doğru cevabın C olması muhtemel… Daha fazla düşünmeme gerek yok bence… Evet evet son kararım C”


(Cevabın yanlış olduğunu anladığımız bir ses duyulur.)


“Nasıl yani… ama makalede yazanlar?... Evet orada bu şekilde belirtiliyordu… Ben itiraz etmek istiyorum… İtiraz için ÖSYM ile mi görüşmem gerekiyor acaba?... Hatta makalenin yazarı telefon jokerlerimden birisi… İsterseniz bağlanıp direkt ona da sorabiliriz… Ne demek elendim?... Daha iki tane joker hakkım var benim!”


Yarışmaya formatı da bilmeden gitmek tam bana göre bir hareket olur zaten…


Saçma sapan bir soruda elenirim… Sonra birisi soruyla beraber kafamı ekran görüntüsü alıp paylaşır…


Viral olurum… Aaa aslında böyle de yeniden gündem olabilirim haa… “Eski fenomen katıldığı bilgi yarışmasında elendiği soruyla yeniden gündem oldu.”


Ama işte bu sefer de üzerime 3 IQ’lu fenomen etiketi yapışacak… Herkese aslında göründüğüm kadar mal olmadığımı kanıtlamaya çalışırken yine unutulup gideceğim…


Cık… bu plan da yattı…


Bana daha risksiz… sonunda herhangi bir etiketin üstümde kalmayacağı bir tanınma yolu lazım…


Off Survivor’a mı katılsam ya…


Ama işte çok arada bi’ yerdeyim… gönüllü takımı desen, öyle dümdüz no name bir gönüllü değilim bence … ünlü desen…  zaten o hiç değilim…


Survivor’a üçüncü bir takım lazım… Eski ününü kaybedip yeniden toparlanmaya çalışanlar takımı…


Hahh işte bu tam benim takımım…


Ama Survivor’da da biraz kaotik olmak lazım ya…. Adanın sessiz kuzularının reytingi düşük oluyor… Arada bi’ sağa sola çemkirmek lazım… Reality showlardaki kural bunda da geçerli…. yeni bölüm fragmanında ne kadar yer alırsan ada maceran o kadar uzun sürer…


Adaya gidince karşı takımdan kendime bir düşman belirlemem lazım … Arada ona laf falan atacağım… Yarışmalarda karşılıklı denk gelip yenersem abartılı sevinçler yaparım…


En önemlisi de şu elenme gecesinde kâğıda isim yazarken yapılan şovlar…


(Survivor müziği başlar. Kâğıda isim yazarmış gibi yapıp kameraya oynar.)


“Adaya geldiğimiz ilk günden bugüne her an seni izledim… Sen gece mışıl mışıl uyurken, ben yine ayaktaydım… ve tüm bu gözlemlerim sonucunda tek bir kanıya vardım… Sen buraya ait değilsin!... Fazla bile kaldın… Ben adaya biletimi tek yön aldım ama umarım sen gidiş dönüş almışsındır! … N’apalım artık annenle oturup televizyondan izlersin!.. Hadi eyvallah”


Gördünüz mü nasıl iğrenç, kudurtucu bir iticilik… Bak işte bu tutar …


Şimdiden yapılan editleri görür gibiyim…


Her cümlem olay oluyor…


Her konseyden bir içerik çıkıyor…


Kolay kolay elemezler beni…


Ama işte bu tipler genelde kazanamıyor… Sonlara kadar giderim ama finalde halkın gönlünü kazanmış eli yüzü düzgün birileri kazanır…


Yarışma bitince birkaç hafta kanal kanal gezilir… anılar, zorluklar anlatılır… o aşama güzel olmasına güzel de… sonrası yine kötü ya…


Ordan çıkınca istersen milli güreşçi ol olimpiyatlarda altın madalya kazan…. Haber sitelerinde adının başında hep Survivor yazacaklar…


Diziye gir oyuncu ol yine aynı


“Survivor Mehmet’in yeni dizisi, Survivor Ahmet’in yeni evi”


O da peşini bırakmayan başka bir lanet… yok mu böyle ön eki olmayan dümdüz ünlü olma yolu ya?


(Biraz yürüyüp düşünmeye devam eder.)


Ajanslara falan mı gitsem… oyunculuk ajansları var ya? Onları diyorum…


Belki öncesinde kamera önü, sağı, solu falan bir eğitim alırım… Milyon tane var zaten…


Sonra auditionlarla bir yerden denemeye başlarım….


Tabii başta küçük rolleri kovalarım… Sonra sette yönetmenin gözüne girerim… Ordan network de kasarım… Hiç belli olmaz bir bakmışsın aynı yönetmenin başka bir projesinde başrol oluvermişim…


Zamanla sektörde çevre de yaptıkça ana akım işlere bile girerim… Zaten ana akımda 10 bölüm oynasam sokakta yürüyemez hale gelirim bence…


(Magazin sunucusu sesi yapar.)


“Yitik Aşk” dizisiyle tanınan ünlü oyuncu geçtiğimiz Pazar günü yürüyüş yaparken görüntülendi… Hiçbir hayranının fotoğraf çektirme talebini geri çevirmemesi büyük taktir topladı. Sevenleri sokakta fotoğraf çektirme kuyruğu oluşturdu. İzdiham yaşandı. Trafik bir süre tıkandı. Yetkililer ünlü oyuncuyu kalabalıktan almak için 2 saatlik bir operasyon gerçekleştirdi”


2 saatin sonunda beni kalabalıktan helikopterle alıyorlar…


Sonra helikopterden aşağı hayranlarımın üzerine gül atıyorum…


Offf.... nasip olur mu be!


(Yere oturup hayal kurmaya devam eder.)


Karavandaymışım böyle… Sahnemi bekliyorum… Tabi üstümde biraz celebrity gerginliği de var…


“Daha ne kadar bekleyeceğim. Yarım saat daha durur, giderim haberiniz olsun.”


“Benim sahnelerimi toplu alalım kuzum, her seferinde karavana gir çık yapmak istemiyorum.”


“Aa yeter ama…. burası okul mu canım. Bundan sonra yeni yetme oyuncularla sahne yazmayın bana!”


“Senaristi çağırın, burayı düzeltsin.”


Ben de ünlü olunca ya karakola düşüyorum ya da Allah’ın belası bir şey oluyorum. Hiç orta yolum yok…


O yüzden mi olmuyor acaba?


Şaka maka bu oyunculuk işi de bana gelmez ya…


Bir kere ben çok sabırsız biriyim… valla öyle saatlerce set falan bekleyemem…


Daha en başında bir tane rol kapmak için yüz tane kapı çalacaksın…


5 para etmez adamların kapısında yatacaksın…


Ne için?... Bilmem nerde ne zaman yayınlanacak bir tane dizinin bilmem kaçıncı bölümünde 2 dakika görünmek için… Belki ilk 5-10 projede bir tane repliğin bile olmayacak…


“Bak bak birazdan arkadan geçeceğim” diye kendi sahneni annene babana izleteceksin…


Zaten annen baban dışında da kimse seni görmeyecek… herkes öndeki filinta oğlanla prenses kıza bakacak… Sen de anca arkada dolaş…


Telefon kameramla çektiğim 10 saniyelik video ile milyonlara ulaşabileceğim bu devirde bana bunlar saçma geliyor….


Oturup KPSS çalışmak bile daha mantıklı bence …


(Bu esnada telefonundan bildirim sesi gelir. Hiç heyecanlanmadan telefona bakar.)


Amcam yayını bitirmiş…


“Yeni yayınları kaçırmamak için takip etmeyi unutmayın” yazmış…


Yeni yayın dediği de bir sonraki cenaze…


Adam hayatla ölüm arasındaki ince çizgide dans ediyor resmen…


Bana taktir etmek düşer valla helal olsun…


Bak kaç dakikadır kafa patlatıyorum… bir tane içerik çıkmadı…


Bu işleri tamamen bırakıp düz bir hayata mı geçsem?


Düz dediysem alınmayın canım hemen… normal demek istiyorum…  Hatta olması gereken gibi bir hayattan bahsediyorum…


Tabi önce herkes tarafından kabul gören…. Tek kelimeyle anlatabileceğim bir iş bulmam lazım …


Şu anki işimi birilerine anlatmak o kadar zor ki… Tek kelimeyi geçtim, bazılarına yarım saat anlattım yine anlamadılar…


Video çekiyorum işte video… “Tamam, onu çek sen yine de normalde ne iş yapıyorsun?”


Yine bizim akrabalar bu konularda iyi, çabuk anladılar durumu… Amcamı biliyorsunuz zaten düzenli içerik üreticisi sayılır…


Bu sokakta, markette karşılaştığım eski tanıdıklar sıkıntı…


Kadın en son beni liseye giderken görmüş…


Markette bir anda tüm geçmiş yılların toplu vicdan azabı gibi dikildi karşıma…


“Sen Nesibe’nin oğlu değil misin?”


O zaman da yaz olunca şort giymiştim…


Beni bacağımdaki doğum lekesinden tanımış….


Bi’ ürperdim tabiii…


Yani… Bi’ kere ben istediğimi giyerim, sen bakmamayı öğreneceksin Nesibe Teyze…


Ben anın şokuyla kalakalmışken başladı bu sorguya…


(Hızlı hızlı saymaya başlar.)


“Okul bitti mi?... Üniversite ne oldu?... Askere gittin mi?... Çalışmaya başladın mı?... Yüzük, nişan, düğün var mı?... Çocuk düşünüyor musunuz? … Kaç aylık? … Kaçıncı sınıfa gidiyor? … O ne zaman evlenecek?”


Ben aslında sorgunun üniversite mezuniyeti kısmında kaldım… ama işte teyze kalmadı…


Sağolsun evlendirip çoluk çocuğa karıştırdı. Çocuğu da büyütüp evlendirerek tüm döngüyü başarılı bir şekilde tamamladı…


Geriye yaşayacak pek de bir şey bırakmadı… O saatten sonra marketten çıkıp uygun bir kazılmış mezar yeri varsa ben içine girip yatabilirdim… Öyle tamamlanmış hissettim…


Çünkü biliyorsunuz bu hazır bir paket … Aslında üstüne biraz daha koyup paketi yükseltebiliyorsunuz… Tabii o paketin de kendine göre avantajları var… Çocuğunu yurt dışında okutabilirsin, yazlık ev alabilirsin, çok sık araba modelini yükseltebilirsin… Bu, teyzeler takımı tarafından çok sevilen bir paket …


Mesela o gün markette benim boş paketi duyunca teyze büyük yıkıldı…


Bir de o zamanlar videolar yine izleniyordu… üç beş bir şey kazanıyordum yani…


Ona rağmen bi’ yüzüme tükürmediği kaldı…


Ne iş yaptığımı zaten anlamadı… “İnternete çok kafa yorma, delirirsin oğlum” dedi gitti…


Bu bir kere olur, iki kere olur, hadi üç kere olsun ama dördüncü beşincide insan kendinden şüphe etmeye başlıyor…


Ciddi ciddi sorgulamaya başladım… ben napıyorum lan dedim… Her sabah kalkıp bir yere gitmiyorsun… hafta içi hafta sonu ayrımın yok… hatta bazen hafta sonu daha çok çalışıyorsun… e her ayın belirli bir gününde yatan maaş desen, o hiç yok…


Çevrendeki herkesten farklısın yani…


Sen içten içe ne yaptığını, ne amaçladığını falan bilsen de uzun süre bunlar dışardan kabul görmeyince insan kendinden de şüphe etmeye başlıyor…


Durup kendime diyorum ki ben hasta birini iyileştirmiyorum… yeni icatlar yapmıyorum… tarla ekip biçmiyorum… hepsini geçtim bakkalda ekmek bile satmıyorum… yani ben bir gün işimi yapmasam hiçbir şey olmaz…


İki gün yapmasam da hiçbir şey olmaz… bak aylardır yapamıyorum hiçbir şey olmadı…


Hatta depremde, selde, yangında işimi yapmam ayıp bile olur… şimdi şakanın sırası mı derler adama…


İlk benden vazgeçilir yani…


Benim işim biraz iyi gün dostu gibi… Benimle çok güzel gülüp eğlenirsiniz ama… ciddi bir şey olursa bir köşeye geçip susmam gerekir…


(Biraz durup düşünür.)


Yok ya… düşündükçe ortaya çıkıyor işte… yapılacak iş değil…


Yeniden öğretmenliğe mi dönsem?


Bu saatten sonra atanıp devlette çalışmak imkânsız zaten de… özel okullarla görüşebilirim…


Teyzeler yine memnun olmayacak tabii… Öğretmenliğe döndük diye sorular bitmeyecek sadece şekil değiştirecek…


“Ne zaman devlete geçeceksin?” … “Asgari ücret mi alıyorsun?” … “Maaşını ödüyorlar mı bari?”


Gerçekten maaşımı ödemiyor olabilirler bu arada… O konuda teyzeler haklı…


(Biraz durup düşünür.)


Ya da öğretmenlik dışında başka bir şey mi yapsam…


Ne bileyim böyle sınavı, eğitimi, cartı curtu olmadan girilen bir şey…


Gerçi pek de kalmadı öyle bir şey…


Bir motor alıp kurye mi olsam mesela…


Ama bende de yer yön kabiliyeti sıfır…


(Kuryeymiş gibi role girip telefonla konuşmaya başlar.)


“Alo merhaba, ev tam ne tarafta kalıyordu acaba?... Kuzey falan demesek?... Yok güney de demeyelim… Daha çok sağ sol olarak... Tamam ben şimdi marketin önündeyim zaten… Yukarı doğru derken?... Ama bu yol dümdüz, aşağısı yukarısı yok… Beyefendi evet, rakım hassasiyetim biraz zayıf olabilir ama burası gerçekten dümdüz bir yer… Siz bu marketin yerini biliyorsunuz değil mi?... Şey yapsak ben burda bekliyim siz gelin olur mu?... Alo…. Alo beyefendi orda mısınız?”


(Telefonu kapatır.)


Hayır orda değil… muhtemelen evden çıktı beni dövmeye geliyor…


Bi’ de şimdi uygulamalarda kuryeye de puan veriliyor ya… cık cık imkânsız ben bu işi yapamam…


Zaten motor da süremem… Kafamda kask gibi bir şey varken yürüyemem bile…


Teslimat adresini bulsam kafamda kaskla apartmanın içinde kaybolurum yemin ediyorum…


Kuryelik işi de yattı…


Markette kasiyerlik olur mu acaba?


(Kasiyermiş gibi role girer. Elinde ürünleri cihazdan geçirirken bir yandan da müşteriyle konuşur gibi yapar.)


“Dit…. Dit… dit…. dittiriditdit… normal ürünlerde sadece dit dit, indirimli ürünlerde dittiriditdit sesi geliyor efendim… Korkmayın anormal bir durum yok… Bu arada 250 TL’lik alışverişlerinizde alabileceğiniz kasa arkası indirimli ürünlerimiz oluyor haberiniz olsun… Yok şu an siz faydalanamıyorsunuz… Öyle bilginiz olsun diye söyledim… Sizinki şu an 193 lira… Bunu mu eklemek istiyorsunuz… Tabi bakalım hemen…. Dit… Bununla beraber 257 lira oluyor… Yok hala faydalanamıyorsunuz… Dedim ya 250 Tl’lik alışverişlerinizde diye… Üstü değil hanımefendi… Tam 250 lira olması gerekiyor… Dinlemeyi unuttuk tabi… Birbirimizi hiç dinlemiyoruz ki… Sabahtan akşama telefonda bir aşağı bir yukarı kaydırmaktan dinlemeyi unuttuk… Aaa bana niye kızıyorsunuz canım…. Ben mi koydum kuralı?... Hanımefendi rica ediyorum ama… Müdürümle görüşemezsiziz… 182’den randevu almanız lazım… Hayır randevusuz bakmıyoruz… Bakın sırada çok kişi var… Lütfen.”


Dondurucudan böyle bütün bir tavuk alıp kafasına vurmalık kasiyer oldum …


Aaa markette değil de böyle giyim mağazasında falan satış temsilciliği yapabilir miyim acaba?


“Yalnız onun large’ı size olmaz isterseniz x large’ını getirebilirim”


Biraz zorbaymışım… A dur dur biraz da yalancı olayım…


“İnanmıyorum mavi sizi ne kadar açtı, gözlerinizle de çok yakıştı”


Bunu dediğim müşterinin de gözleri kömür karası…


Bana musallat olmasın diye göz teması kurmaktan kaçındıkların olur ya… ultra enerjik… ultra güler yüzlü…


(Bir anda yüksek modda) “Merhabalar, nasıl bir şey bakıyorsunuz? İsterseniz yardımcı olabilirim… Yeni sezona uygun sweatshirt modellerim var. Mutlaka incelemenizi tavsiye ederim… Hemen şurdalar, buyurun gelin”


Aklında hiç yokken siyah bir sweatshirt aldıran o hayır diyemediğim anlardan biri…


Bir keresinde yine hayır diyemediğim için asla giymeyeceğim bir babaanne yeleğini “çok beğendim alacağım” diyerek elimde 10 dakika boyunca gezdirmiştim…  sonra çalışan peşimi bırakınca yeleği bir köşeye koyup kaçtım…


Bu tarz çalışanların verdiğim kararlar üzerinde karşı koyamadığım bir gücü oluyor…


Yani aynı çalışan “Aaa siz birbirinize ne kadar çok yakışıyorsunuz” diyerek beni istediği kişiyle o anda evlendirebilir…


O yüzden en büyük korkularımdan biri hayır diyemediğim için bir anda biriyle evlenmek…. Yelek değil ki bu, düğün sonrası kızı bir köşeye koyup kaçayım…


Çok riskli çok… bu tarz çalışanlardan oldum olası korkarım…


Şimdi düşününce asla onların yaptığı işi yapamam ben…


Benim öyle karşı tarafı manipüle etme gücüm hiç yok…


Bir dakika içimde kalmasın…  bi’ deniycem…


(Role girer.)


“Merhaba, yeni sezon kot pantolonlarımızda indirim var, incelemek ister misiniz?”


(Karşı tarafa geçer, müşteri gibi konuşur.)


“Hayır beyefendi!”


(Tekrar diğer tarafa geçer.)


“Peki hanımefendi”


(Müşterinin mağazadan çıkışını gözleriyle takip eder.)


Gitti… ve dur diyemedim…


İkna kabiliyetim de yok ki nasıl geri döndüreyim?


“Bu arada bir alana bir bedava kampanyamız da var hanımefendi”


(Yeniden karşı tarafa geçer, müşteri gibi konuşur.)


“Bir tanesine bile ihtiyacım yok! İki tanesini ne yapayım!”


“O kadar haklısınız ki. Özür dilerim.”


Bak kadın beni öyle bir ikna etti ki özür dilemek zorunda kaldım.


Cık cık asla yapamam bu işi…


(Biraz düşünür.)


Ya böyle başkasının işlerini boş verip kendim, şirin güzel bir kafe açsam (Biraz durur düşünür) Alnımın akıyla batsam….


Tabi ya batacaksan da kendi geminde batacaksın….


Kafe açmak şeklinde olmasa da kendi işinin patronu olmak çok güzel bir şey…


Tatmadığım bir duygu değil… çünkü içerik üreticiliği de biraz öyle…


Tabi, iş birliği olursa sana neyi nasıl yapman gerektiğin söyleniyor… ama yine de en başta o iş birliğini kabul edip etmemek tamamen sana bağlı…


İşte o çok güzel bir şey…


Ya da ne bileyim… o sıralar canın sıkkındır… video çekmek istemiyorsundur… çekmezsin olur biter…


Sanki yıl sonuna kadar yetiştirmen gereken müfredat mı var?


Öğretmenlik yaparken bu “konuları yetiştirmeye çalışmak” bende büyük anksiyete yapıyordu…


Kaç yıl oldu bırakalı… Hala rüyalarımda müdür beni odasına çağırıp “Senin sınıfların hep geride kalmış!” diye azarlıyor… bir de özel okul olunca…  Dövme ihtimali bile var, hiç belli olmaz…


Yani düşününce… iş yerimden dövülerek kovulma ihtimalim varken bir anda kendi işimin patronu oldum…


Benim için büyük başarı…


İşte o yüzden kolay kolay bırakamıyorum bu video işlerini…


Hele bir de bu çalışma şartlarına alıştıktan sonra…


Şimdi burdan dönüp niye müdürün odasına dayak yemeye gideyim…


Gitmem tabii..


Acilen bir çıkar yol bulmam lazım…


Bir şekilde insanların beni yeniden hatırlamasını sağlamalıyım.


(Biraz yürüyerek düşünür.)


Ana habere mi çıksam?


Çok zor değil bence…. Ne bileyim üniversite sınavına falan geç kalırım…


Yoo kayıt olmama gerek yok… Sınav günü yalandan elime bir giriş kağıdı alırım…


Sonrası oyunculuk işi… ağlamalı, zırlamalı, yerlere yatmalı bir gösteri…


Kaçarı yok akşamına çıkarım ana habere…


Ama işte sınava kadar kim bekleyecek?


Ooo o zamana kim öle kim kala… benim daha hızlı bir şeyler bulmam lazım…


Böyle hemencecik hıpızlı bir şey…


Aaa rap şarkı mı çıkarsam…


Herkes yapıyor ben niye yapmıyım canım…


Benim bildiğim rap’e giriş sınavı gibi bir şey yok… ritim üzerine arka arkaya kafiyeli cümleler söyleyebiliyorsam ben de rap yapabilirim bence…


Valla kim ne derse desin eskiden nasıldı bilmiyorum ama şu an böyle…


Dur önce kendime bir isim bulayım…


(Biraz yürüyerek düşünür.)


Böyle… nasıl desem… Google şifresi gibi bir şey olması lazım…


Hani uyarı geliyor ya… “şifrenizin en az bir büyük harf, bir küçük harf ve rakam içermesi gerekiyor” diye…


Rapçi adları da hep öyle… ben de öyle bir şey bulacağım…


Iıııı mesela…. 0532…


Böyle de telefon numarası gibi oldu…


Olsun ya… tutarsa aslında o gönderme falan filan diye yalandan açıklama yaparım … hani aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor gibisinden… atarlı giderli olmak lazım bu sektörde…


Devamı nasıl olsun…


0532… Çift sıfır?


Ama yazıyla olacak Çift Sıfır… Sonunda da…. Bela?


Bence okey…


“0532ÇiftSıfırBela yeni single’ı ile listeleri salladı!”


“Bir zamanların sosyal medya fenomeni adını raple yeniden hatırlattı”


“Çıkardığı single ile rekor üstüne rekor kırıyor.”


İlk şarkı da böyle atarlı giderli karşılıksız aşkla ilgili olsun…


Şöyle bir şey mesela…


(Bir ritim çalmaya başlar. Rap şarkı gibi söylemeye başlar.)


Halim kalmadı aşkından yana yana


Ahh olsak bi’ seninle yan yana


İnadı bırak da gel artık bana


Güzelim daha ne diyim ben sana


 

Bu sevda kara değil kapkara


Kapanmaz hiçbir ilaçla bu yara


Bak kim yazmış bu şarkıyı sana


0532ÇiftSıfırBela

 

(Ritim susar.)


Valla bu tutar!


Acil dövme yaptırmam lazım acil!... Böyle boynumdan aşağı doğru… kollarıma kadar….


(Üzerindeki kıyafete bakar.) Bu kıyafetlerle de olmaz ki…


Artık her şeyi iki beden büyük almak lazım… bol giyiliyor bu sektörde…


Renk renk şapka gerekir.


Yani şöyle karşıdan gelirken tüm kafaların bana dönüp içinden hafif sinirle “Bu kim lan!” demesi lazım…


Sektöre adım atmak bile bana pahalıya patlayacak …


Daha şarkı çıkarmadan kostümlerde tüm parayı bitirdik…


Bir de şarkılar tutmazsa işte o zaman yeriz naneyi…


Rap işi olmazsa günlük hayatta o kıyafetleri de giyemem… valla boşa gider…


Dövmeleri de kalıcı yaptırmayayım o zaman…


Acaba iki üç şarkıya kadar kendi kıyafetlerim ve cipsten çıkan dövmelerle mi idare etsem?


Baktım olacak gibi hemen bi’ AVM’ye giderim hem alışverişimizi yaparız hem dövmemizi yaptırırız…


Evet evet bu plan daha mantıklı oldu….


(Biraz durup düşünür.)


Ama müzik sektöründe yüzler çabuk eskiyor gibi ya…


Yani iki üç yıl tüm listeleri sallayıp sonra bir anda yok olma ihtimalim çok yüksek…


Unutulmuş fenomen olduğum yetmiyormuş gibi bir de üstüne unutulmuş rapçi mi olacağım?


Şu unutulmak ne büyük belaymış…


“Ben unutulsam da şarkılarım unutulmaz” desem büyük kolpa olur… Maksimum rap şarkı ömrü 2 haftaya kadar düştü… öyle bi’ unuturlar ki…


Madem unutacaklar bari sevdiğim şeyi yapayım ya….


Aynen aynen…. Yok yok benden olmazdı zaten…


O zaman… izninizle …  Ben Rap’i bırakıyorum…


(Üzerine spot ışık yanar. Elini mikrofon yapar. Basın açıklaması yaparcasına) Güzel bir maceraydı… Çok şey öğrendim… 10 dakika süren bu macerayı hep gülümseyerek hatırlayacağım… Teşekkürler…


(Spot söner. Sahne yeniden aydınlanır.)


Ohhh be üzerimden bir yük kalktı yemin ediyorum…


O atar gider, o melankoli bir anda üstüme çökmüştü… kaldıramadım…


Zaten depresif bir insanım benim tam tersine modumu yükseltecek şeyler yapmam lazım…


Bak yine tiktokta dans etmek mantıklı gelmeye başladı…


Ama bunu sigorta olarak saklamak istiyorum…


Hani her şeyi yaptım… yok… ne yapsam olmuyor… durumuna gelirsem kimse kusura bakmasın ben o dansı yaparım…


Neyse sigortamızı da yaptığımıza göre bence artık sevdiğimiz işi yapmaya başlayabiliriz…


Şimdi Kim ne derse desin ben kısa video çekmeyi seviyorum…


Zaten insanlar da beni böyle tanıdı…


Şu anda kafamda bir sürü fikir var… Çekip atmaya başlasam en az 2 hafta her gün paylaşım yapabilirim… ama izlenmez…


Şu an çekip attığım hiçbir şey izlenmez…


Öyle bir şey olmalı ki insanlar beni yeniden hatırlamalı… ve her attığımı anında izlemeli…


Ama nasıl?


(Sağa sola yürürken konuşmaya devam eder)


İnsan unuttuğu bir şeyi nasıl hatırlar… Ve yeniden hatırladığında sımsıkı sarılır… bir daha gitmesine izin vermez…


Hani… aslında senin de bitirmeyi düşündüğün çok da iyi gitmeyen ilişkiyi karşı taraf bir anda bitirince bir şey olur ya… böyle bir anda karşı tarafın üste çıktığı, belki de gözünde büyüdüğü saçma sapan bir durum…


Ya da aslında hiç izlemeyi düşünmediğin bir film vardır… sonra platform bir bildirim gönderir… izlemek için son 2 gün… ve 2 gün içinde ne yapar ne eder o filmi izlersin…


Sonra müzik grupları vardır… Uzun süredir dinlemediğin… en son ne zaman yeni şarkı çıkardığını bilmediğin eski favorilerden… bir gün sabah bir uyanırsın… Trendlerde bir numara… Girersin hemen… “Bir zamanların sevilen müzik grubu dağıldı” … ya da daha kötüsü üyelerinden birisi vefat etmiştir…


İçinde bir şey olur… yıllardır dinlemiyorsundur… ama dağılmasınlar, ölmesinler istersin… sen dinlemesen de hep orda durup çalsınlar…


Yani insan biraz elinden gidince anlıyor ya… hiç bakmasa bile bazı şeyler hep yerinde dursun istiyor… gidince de hep o durduğu yere bakıp keşke gitmeseydi diyor…


Diyorum ki ben de bir “gitsem”?


Hayır canım hakkımda “öldü” diye yalan haber yaptıracak kadar delirmedim…


“Gitmek” derken şundan bahsediyorum…


Mesela bir video çeksem diyorum…


İşte “her şey için teşekkür ederim, artık sosyal medyayı bırakıyorum” diye


Bunu haber yapması için birkaç yerle görüşsem… zaten bazı sayfalar ben demesem de paylaşacak…


Bu haber biraz yayılsa yani…


Sonra insanlar her haberin altına yorumlar yazsa “aaa neden bıraktı” “bunu da kaybettik”


Bana mesajlar atsalar “lütfen geri dön” “bizi bırakma” diye…


Ben de 1 hafta sessizce bekleyip sonra bir video ile dan diye ortaya çıksam ve desem ki…


“Siz istediniz ben de geri döndüm!”


İşte o zaman aklımda birikmiş videoları atmaya başlayabilirim çünkü hepsini izleyecekler… beni bulmuşken geri kaybetmek istemezler bence…


Bir dakika şöyle geçeyim…


Bir tane denemek istiyorum…


(Eline telefonu alır. Ön kamerayı açar. Saçına bakar.)


Veda videosu için bu saç fazla düzgün… Biraz dağınık olması lazım…


(Eliyle saçını dağıtır.)


Tişörtü/kazağı şöyle önden yırtsam mı? Tam derbeder olmuşum gibi…


Neyse ya o kadar da dolandırıcı olmaya gerek yok…


Tamam tamam böyle iyi…


(Boğazını temizler. Kaydın başladığını anladığımız bir ses duyulur.)


(Hareketli bir şekilde) Merhaba!


(Kaydı kapatır.) Bu ne biçim giriş ya… müjdeli haber verecek gibi… biraz durgun olmam lazım…


(Yeniden boğazını temizler. Kaydı başlatır.)


(Durgun bir şekilde) Merhaba… bu kez her zaman olduğu gibi komiklik yapmaya çalıştığım bir içerik ile karşınızda değilim... Bu kez size veda etmek için kameranın karşısına geçtim… Benim için bunu söylemek inanın çok zor… Çünkü bu vedayı kafamda elli tane içerik fikri varken yapmak zorundayım… Zorundayım diyorum çünkü… (Sesi titremeye başlar.) Hayat şartları böyle gerektiriyor… Biraz daha uzatıp karşınızda hüngür hüngür ağlamak istemiyorum… Bana yaşattığınız o güzel günler için çok teşekkür ederim… Hoşçakalın…


(Kaydı kapatır.)                   


Lan!... Ben ne kadar şerefsiz, adi, duygu taciri bir insanmışım…


Gerçekten böyle bir özelliğimin olduğunu bilmiyordum…


Acaba sosyal medyayı gerçekten bırakıp ana akımda her bölüm bağırarak ağlayan o oyuncu mu olsam?


Bilmiyorum yaparım gibi geldi…


Neyse şunu bi izleyelim de okeyse hiç beklemeden atarım valla….


(Çektiği videoyu açar. İzlerken “Hayat şartları” dediği yerde durdurur.)


Tam burda kiramı ödeyemiyorum, evde sular kesik falan mı deseydim?


(Durup kendi kendine düşünür)


Yok ya bunun bir tık ilerisi videonun altına İBAN’ımı yazmam olur…


O kadar da abartmaya gerek yok… böyle iyi


(Tavana bakar, derin nefes alır. Dram dizi oyuncusu edasıyla oynamaya başlar. Arkaya buna uygun bir müzik girebilir.)


Bunun geri dönüşü yok… Videoyu attığım anda bu yalana kendim de inanmam lazım…


Ve… benden başka kimse gerçeği bilmemeli…


(Müzik susar. Normale döner.)


Lan bir anda repliklerim de ana akım oldu ha…


Bu aralar çok tv izliyorum… yan etki muhtemelen…


Yere çöküp bağırarak ağlamaya başlamadan şu videoyu paylaşayım…


(Telefonu eline alır. Biraz durur ve ekrana sertçe bir kere tıklar.)


Gönderdim gitti be!... Ne olacaksa olsun artık…


(Gergin bir şekilde sahneyi dolaşmaya başlar.)


Hadi be… hadi el birliğiyle yeniden gündem yapın şu kardeşinizi… Çok mu şey istiyorum… Alt tarafı bir beğeni bir yorum… Hadi be!


(O esnada bir bildirim sesi duyulur. Yürüdüğü yerde anında durur. Eline telefonu alır. Yukarı bakar.)


Allah’ım lütfen amcam veya halam olmasın… lütfen…


(Ekrana bakar. Bir anda heyecanla kafasını kaldırıp seyirciye bakar.)


Başka birisi! Amcam da değil! Halam da değil! Bambaşka biri yorum yazmış! Adı da Meltem!


(Heyecanla nefes nefese) Dur dur okuyorum!


“Merhaba, sizi 3 yıl önce mutfak masasında çektiğiniz seri ile tanımıştım. O günden beri de önüme düştükçe izlerim. Daha geçen ay bir anda aklıma geldiniz. Profilinize girip baktım. Hala üretiyor olmanıza sevinmiştim. Şimdi bırakma kararı almışsınız. (Okurken modu düşer.) Sıkı takipçiniz olarak kararınıza saygı duyuyorum. Yolunuz açık olsun gülücük”


(Yere çöker. Modu iyice düşer. Bundan sonraki kısımları genel olarak duygulu ve öfkeli oynayacaktır.)


Bir de sonuna gülücük koymuş…


Senden duymak istediğim cümleler bunlar değildi Meltem… Ne çabuk benden vazgeçtin?


Belki “bırakma” desen bırakmayacağım ya! Neden hiç o ihtimali düşünmüyorsun?


Kararıma saygı duyuyormuş!


Ben saygı falan istemiyorum! Sevgi istiyorum sevgi!


Bazı kararlar uygulanmak için herkese söylenmez… karşı çıkılsın diye söylenir…


İnsan ister ki birisi çıksın ve bu karardan beni vazgeçirsin…. Gitmekten, bırakmaktan, ölmekten vazgeçirsin ister!


(O esnada bir bildirim sesi daha duyulur. Aynı düşük modda ekrana bakar. Gelen yorumu sesli şekilde okur.)


“Videolarında eski tat kalmamıştı zaten. Daha fazla zorlamanın da anlamı yoktu. Doğru karar olmuş.”


Hıhh hiç anlamıyorlar beni… hiç anlamamışlar…


Eski tat ne demek ya?... Ben değişiyorum, sen değişiyorsun… Dünya değişiyor, eski tat ne demek?


Hayatım boyunca o mutfak masasına oturup anne taklidi mi yapsaydım?


Bu sefer de diyecektiniz ki “Çok tekrara düşüyorsun. Biraz farklı şeyler mi denesen artık?”


Farklı şeyler deniyorum eski tadı istiyorsunuz. Eskiyi yapıyorum yenilik istiyorsunuz!


Ne istiyorsunuz siz benden ya?


Kaç yıl oldu ne istediğinizi hala öğrenemedim?


Sizi öğrenmek, eğlendirmek için kaç yılım gitti… Şimdi de iyi ki gittin mi diyorsunuz?... Bu kadar mı gerçekten?... Başka söyleyecek hiçbir şeyiniz yok mu?


(O esnada bir bildirim sesi daha duyulur. Aynı düşük modda ekrana bakar. Gelen yorumu sesli şekilde okur. Okumaya başlamadan hayal kırıklığı ile kafasını sallar.)


“Bu abi, biri mi?... Ne zaman başladın da bırakıyorsun? Önüne gelen fenomen olmuş. Kimsin bilmiyorum bile ama güle güle moruk!”


(Bir anda sinirlenir. Ayağa kalkar.)


Hayatında ilk defa gördüğün birine, bu nefret nerden geliyor?... Madem bir şekilde video önüne düştü. Geçsene… Hiçbir şey yapmadan geç işte!... İnsanlar ne kadar kötü…


(Birkaç bildirim sesi arka arkaya duyulur. Aynı düşük modda ekrana bakar. Gelen yorumları arka arkaya sesli şekilde okur. Her yeni bildirim sesinde yeni yorumu okur.)


“Pardon da bırakıyorsan napalım, bize ne yani?”


“Gitme kal diyeceğimizi sandı heralde.”


“Bırakacaksan dümdüz bırak işte lavuk. Ne şov yapıyorsun”


(Ayaktayken yeniden yere çöker.)


“Mecradaki denyo sayısı bir eksildi. Bunu kutlayalım”


“Neden, nasıl ünlü olduğunu bilmediğim vasıfsızın tekiydin zaten. Bırakman yerinde olmuş”


“Karşımızda ağlamak istemiyormuş… Laflara bak laflara… bir de bayıl istersen Feriha”


(Telefon elindeyken tamamen yere yatar. Seyircilere dönük, yan yatmış şekildedir. Telefon ekranına bakmaya devam eder. Spot ışıkta yatarken her yeni gelen bildirim sesinde yorumlar farklı seslerden dış ses olarak verilebilir. Fonda duygusal ritim eşlik edebilir.)


“Ben bu internete para veriyorum kardeşim… Sanki sadece seni izlemek için mi veriyorum. Biri gider biri gelir. Boş yapma, ikile!”


“Şu veda videonu bile izlerken sıkıldım. Keşke sessizce çekip gitseydin.”


“Sonuna kadar kamera karşısında ağlarsın diye bekledim. GIF yapıp arkadaşlarıma atacaktım ya. Her şeyi bozdun aptal!”


“Aklında bir sürü fikir varmış. İyi ki çekmedin kanka. Ne kadar kötü fikirler olduğunu şimdiden tahmin edebiliyoruz”


(Spot ışık yavaş yavaş azalırken son yorumlar duyulur.)


“Sen başka bir işe de yaramazsın ki bilader… Bakın buraya yazıyorum; Yakında sokakta aç yatarken görürüz bunu.”


“Şunun gibi her gün bir gereksiz eleman gitse valla şu mecra mis gibi olur”


“Bir gün olur da geri dönmeyi düşünürsen… Aman diyeyim aklının ucundan bile geçirme ahahahah”


(Sahne tamamen kararır. O esnada bir haber spikerinin sesi duyulur.)


Haber spikeri: Yaklaşık 1 hafta önce sosyal medyaya veda ettiğini açıklayan genç fenomenden 3 gündür haber alınamıyor. Arama çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor.


SON


ALTERNATİF FİNAL ÖNERİSİ: Daha pozitif bir son istenirse haber spikerinin repliği aşağıdaki şekilde olabilir.


Haber spikeri:
Sosyal medyayı bıraktığını açıkladıktan sonra bir kesim tarafından linç edilen fenomene destek olanların sayısı da her geçen gün artıyor. Son olarak bir reklam ajansı ve medya şirketi de desteğini açıklayıp eski fenomenle beraber çalışmak istediklerini belirtti. Ülkenin gündemine bir anda oturan ve İnsanların ikiye bölündüğü bu konuda video sahibi henüz resmi bir açıklama yapmadı.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.