KÜÇÜK GÜNAHLAR MAHKEMESİ
İki yıl önce çiğneyip yere attığım şekerli sakız.... 3 ay önce korsan siteden izlediğim komedi filmi.... Dün akşam balkonumdan aşağı attığım sigara izmariti.... Hiçbirinden kaçamıyordum ve sonunda yakalandım. Gözlerimi açtığımda oradaydım... Küçük Günahlar Mahkeme'sinde....
KARAKTERLER
Oyunda tek kişinin oynayacağı 4 farklı karakter vardır.
MAHİR: 30-35 yaşlarında. Özgüvensiz, içe dönük,
çocuksu korkuları olan bir yetişkin.
ASIM: 30-35 yaşlarında. Mafya tipli. Sokak
serserisi.
CENGİZ: 50-55 yaşlarında. Dul. Göbekli. Kahvehane
dayısı.
NURETTİN: 70-75 yaşlarında. Başı takkeli, eli
bastonlu bir ihtiyar.
YAZAR NOTU: BU OYUN ASLINDA TEK KİŞİLİK OLARAK KURGULANMIŞTIR ANCAK SAHNELEYEN TOPLULUĞUN İSTEĞİNE GÖRE 4 KİŞİLİK BİR EKİP TARAFINDAN DA SAHNELENEBİLİR. BU DURUMDA HER SAHNEDE TEK KİŞİ GÖRÜNMESİ ZORUNLULUĞU ORTADAN KALKTIĞI İÇİN SON SAHNE TÜM KARAKTERLERİN AYNI ANDA GÖRÜNECEĞİ TOPLU BİR MAHKEME SAHNESİ ŞEKLİNDE OYNANABİLİR. -SON KARAR YÖNETMENE BIRAKILMIŞTIR.-
SAHNE
Sahne bomboştur. MAHİR üzerinde siyah kıyafetlerle boş sahnede zemin üzerinde yatmaktadır.
(Mahir yatarken Çip Asistanının sesi duyulur. -Mekanik, duygusuz bir sestir.-)
ASİSTAN (Ses): Versiyon 1.4.2. … Kullanıcı MT763… Çip aktive edildi… Kullanıcı uyandırılıyor.
(MAHİR yerde yavaş yavaş hareket etmeye
başlar. Kolları, bacakları hareket ettikten sonra bir anda gözlerini açıp derin
bir nefes alarak uyanır. Hızlı hızlı soluk alırken korkuyla kendisini sahnenin
gerisine doğru atar. Korkarak etrafına bakarken hızlı hızlı nefes alıp vermeye
devam eder.)
ASİSTAN (Ses): Nabız, dakikada ortalama 134… Taşikardik… Müdahale ediliyor.
(Sahnede anlık kırmızı spot ışık yanıp
söner. Mahir, yavaş yavaş sakinleşmeye başlar. Yeniden sahnenin önüne gelir.
Gözü kararır gibi olur. Eliyle yeri arayıp bayılacak gibiyken oturmayı
başarır.)
ASİSTAN (Ses):
Sinüs ritmi sağlandı. Çip aktif. Kullanıcı sağlıklı.
(Mahir bir süre meraklı gözlerle etrafına
bakar. Sonra sinirle konuşmaya başlar.)
MAHİR: Ee her şey
aynı!... Aynı görüyorum! Aynı duyuyorum! (Vurgulu) Aynı hissediyorum!
(Ayağa kalkıp yukarı bakarak bağırmaya
başlar.)
Ama geçecek demiştiniz… Hani o lanet şeyi kafama
takınca her şey geçecekti… Hey kime diyorum!...
ASİSTAN (Ses):
Hâkim duygu öfke. Sorgu sürecine negatif etki tespit edildi. Müdahale ediliyor.
(Sahnede anlık kırmızı spot ışık yanıp
söner.)
MAHİR: (Daha sakin)
İşe yaraması için biraz daha mı zamana ihtiyaç var? Ama bana bunu söylemediniz
ki? Yoksa sabırlıyımdır. Beklerim yani.
Ayrıca öyle kolay kolay da sinirlenmem.
E siz de biraz empati yapın canım!
Ne zamandır bitmek tükenmek bilmeyen bu iğrenç suçluluk duygusuyla yaşayıp duruyorum. Tabi buna yaşamak denirse….
Haa… Aman diyeyim empatiyi fazla kaçırmayın…. Sonra…
benim gibi olursunuz …
Nasılı mı var canım… benim gibi işte… Savruk, yorgun,
kırgın, pişman…
Her duygunun en berbatı!
Çocukken de böyleydi…
Evde misafir olurdu sonra mahalleden arkadaşlarım beni
sokağa çağırırdı, annem “yok” derdi, “evde misafir var”…. Ben yine de sokağa inerdim
… ayıp olurdu çünkü arkadaşlarıma… ama onlar… onlar annesi kek yapsa çıkmazdı
evden… beni de çağırmazlardı… yalnız kalırdım…. Köyden kuzenleri gelirdi,
unuturlardı beni… yine yalnız kalırdım… sonra… sonra babaları bi’ bilgisayar
aldı… tüplü falan kocaman bi’ şey…işte o gün, her şey bitti…
Neyse… en azından ayıp eden ben olmadım… onlar oldu…
şimdi içim rahat mı diye soracak olursanız…
Hayır tabii ki…. (Alayla güler.) Kafama takacak
onca şey varken nasıl rahat olayım?
Okuldakilere de hiç ayıp etmedim.
Silgisi olmayana kendi silgimi bölüp (vurgulu) BÜYÜK
parçasını hiç düşünmeden verdim.
Her gün düzenli ödevimi yapardım ama bir gün bile
parmak kaldırıp (çocuk taklidiyle) “hocam ödevleri ne zaman kontrol
edeceksiniz?” demedim.
(Biraz durup) Ben ödevimi yapmasam gece
uyuyamazdım herhalde… Sabaha kadar uyumaz yine yapardım…. Nasıl kitabın
kapağını bile açmadan okula gelebiliyorlardı anlamıyorum.
Geçen bankada sıra beklerken Necdet’le karşılaştım…
İlkokuldan… Hani şu ödevini hiç yapmayanlardan… Durmadan kolunu bacağını
kıranlardan, her teneffüs üstü başı çamur içinde kalanlardan… Ama şimdi epey
iyi görünüyordu… Tozu çamuru geçtim, ütülü çok şık bir gömlek vardı üzerinde….
Konuştuk ayak üstü… Üniversite okumamış… Emlakçı olmuş… Hemen fırsat arsalardan falan bahsetti… 5 dakika daha anlatsa kapatmak için gittiğim hesabımın kredi limitini arttırıp öyle çıkardım… Ağzı iyi laf yapıyor…
Öyle bir anlatıyor ki sanki hayatınızın fırsatı
ayağınıza gelmiş ve 2 dakika durup düşünseniz hemen kaçacak gibi…
Oldum olası emlakçılardan, galericilerden ve türevi
her şeyden korkmuşumdur.
Sevmemek değil bu… düpedüz korkmak….
Okulun yaramaz çocukları!
Masa başında bilmem kaç şıklı soruları yüzde bilmem
kaç oranla doğru işaretlediğin için zeki sayılıyor olabilirsin ama onların
karşısında dünyanın en aptal insanısındır.
Artık mahalle esnaflarından da korkuyorum.
Onlardan değil aslında… fiyat sormaktan….
(Ani sinirle) Üstüme başıma bakıp fiyat
söylenir mi? … Hele bir de şehir dışından gelip yabancı olduğun anlaşılırsa…
bittin sen!
Küçük esnafa destek olsun diye girdiğim her dükkândan
ya pişman ya düşman çıktım.
En azından marketler peşin peşin yazıyor seni ne kadar
dolandırdığını.
Peşin yapılan kötülük, arkadan sinsice yapılan kadar
koymuyor.
Necdet’inki bambaşka ama, onu karıştırmayın…. O seni, senin
başkalarını dolandırdığını düşündürecek kadar güzel dolandırır.
O gün de bankada müşterisine kredi çekme işleminde
yardımcı olduktan sonra yeni yıkanmış siyah büyük bir arabaya binip gitti.
Başka da görmedim. Nasıl göreyim ki?
Artık aynı semtte yaşamıyoruz, aynı restoranlarda
yemiyoruz, aynı suyu bile içmiyoruzdur…
Onunla aramızda kâğıt paralarla örülmüş koca duvarlar
var…
Bankada da tesadüfen karşılaştık… o herkesin olduğu
yerde değildi… büyük camlı bir odada kahve içerek, dolu kahkahalar atarak
yaptırdı işini…
Ben de her zilde değişen kırmızı sayıları takip ederek
ayakta dikildim…
Sonra da dediğim gibi büyük siyah arabaya binip
gittiler…
Ben… ben de hesabımı kapattırıp en yakın otobüs
durağına gittim.
Yolda ilkokul öğretmenim aklıma geldi…
Necdet’i öyle görünce ilkokul öğretmenimden özür
dilemek geldi içimden…
“Özür dilerim öğretmenim, beklentilerinizi
karşılayamadım.”
Gördünüz mü “Senden adam olmaz” dediğiniz Necdet’in
halini!
Sonra kafamın içinde öğretmenim beni teselli etmeye
başladı…
“Ne yani, siyah büyük arabalara biniyor diye adam mı
oldu?”
“Hayır!” dedim sinirle…
Sonra çenem titredi ama sinirden değil… soğuktan…
durağa giderken üşütmesem bari diye düşünüp daha hızlı yürümeye başladım….
Hava kapalıydı. Yağmurun habercisi bir rüzgâr vardı. (Rüzgar
sesi duyulur.)
Montumu boğazıma kadar kapatıp yürümeye başladım.
Yol kenarındaki ağaçlar hıncahınç kuşlarla dolmuş. (Kuş
sesleri duyulur.)
Belli oldu, kesin yağmur yağacak.
Böyle etrafıma bakıp yürürsem ve sonunda otobüsü kıl
payı kaçırırsam kendimi asla affetmiyorum.
(Kırmızı spot ışık yanar. Tatlı bir müzik
başlar.)
(Ani bir duygu değişimi olur. Kişisel
gelişim koçu gibi) Olsun en azından anı yaşadım.
Kaldırımdaki yaprağı hissettim. Kuşlarla göz göze geldim. Hayatı telaşla değil
sükûnetle…
(Kırmızı spot söner. Kendine alayla
gülmeye başlar.)
Lan salak otobüs kaçtı. Ne yapacaksın yerdeki yaprağı?
Önce bi’ evine git değil mi? İstersen evinin penceresinden sabaha kadar
yaprakları izlersin…
Diğer otobüsü beklerken geçen 10 dakika asla
gelmeyecek!
Yemişim kaldırımını, taşını!
Kendime duyduğum sinirden güç alarak durağa daha da
hızlı yürümeye başladım.
Elimi atsam önüme yatacak kedileri görmezden geldim.
Harika bir kokuyla beni çağıran pastane vitrinine
sadece 2 saniye bakıp hemen geçtim.
Görüyorsunuz değil mi insanın bir amacı olunca dünya ne kadar acımasız!
Seni yolundan döndürmek için elinden gelen her şeyi
yapıyor.
Dünyanın, önüme koyduğu tüm engellere rağmen sonunda durağı görecek kadar yakınlaşmayı başardım.
Durak boş değildi demek ki otobüsü kaçırmamıştım. Buna
sevinebilirdim ama… Tıka basa dolu olması tadımı kaçırdı.
Bir önceki otobüs arıza yapmış…. İki otobüslük insan
birikmiş.
İlk defa koşar adım geldim ya durağa, onda da
otobüsün bozulacağı tuttu işte.
Tabi tabi, bir mağaza vitrininde iki dakika oyalansam
son gaz geçer giderdi yanımdan.
Size küçük şeyler gibi gelebilir ama benim için öyle
değil!
Böyle şeyler benim canımı sıkıyor!
(Arka arkaya ve sinirle saymaya başlar.)
Ertesi gün giymeyi planladığım kotun bir türlü
kurumayan bel kısmı!
Beyaz ayakkabımdaki küçücük çamur lekeleri!
Kabın üstünde donup kalmış mayonez! Bir anda kusmuk
gibi her tarafa saçılan ketçap!
Banyo giderinde biriken saç! Kıl! Tüy! Sabun parçası!
Ve diğer her şey!
Evet! Küçücükler ama benim canımı sıkıyorlar!
(Nefes nefese kalır.)
ASİSTAN (Ses):
Nabız 142. Taşikardik. Müdahale ediliyor.
(Sahnede anlık kırmızı spot ışık yanıp
söner.)
(Gözü kararır gibi olur. Giderek
sakinleşerek yere oturur. Sakince konuşmaya devam eder.)
Duraktaki kalabalığın arasına karıştım… Herkes
öfkeli… Gergin… Kimseyle göz göze
gelmemeye çalıştım.
7 poşetini önüne dizmiş. Son ses video izleyen göbekli
dayıya sinirlendim. Her parmak hareketinde bambaşka bir şarkıyla bambaşka bir
gürültü başlıyordu…
(Bu kısma arka arkaya duyulacak şekilde
dönemin viral kısa videolarından sesler koyulabilir.)
Kendi rızamla açmadığım her sosyal medya içeriğinden
nefret ediyorum...
Komik videolardaki şarkının ritmiyle eş zamanlı
sallanan göbeği, daha da sinirimi bozdu…
Sırf ondan biraz daha uzaklaşmak için durağın dışına
çıktım.
(Gök gürlemesi duyulur.)
Ben çıktım ya. Gökyüzü durur mu … yapıştırmış cevabı!
(Yağmur ses efekti verilir.)
Herkes gibi yağmurun da telaşı vardı. Zor dayanmış
belli.
Bir anda öyle bir başladı ki. Duraktakiler sırf
dışarda kalmamak için sarmaş dolaş oldular.
Durağın köşesinde sadece ayakta dikilebileceğim
küçücük bir boşluk gördüm.
Tam oraya geçecekken 3 çocuklu bi’ kadınla göz göze
geldim.
Çıktım dışarı… ama kadın benden boşalan yere sığamadı…
3 çocukla nereye sığsın…
(Sinirle) Sonra o mafya kılıklı adam girdi
benim yerime… okulun yaramaz çocuğu işte ne olacak!
Yağmur da iyiden iyiye arttı!... Kimse başkasını
düşünecek halde değildi. Yerler ıslandı, üstüm ıslandı, çocuklar ıslandı… Her
yer ıslandı….
(Daha gergin, daha öfkeli)
Arabalar da çok hızlı… çok hızlılar!
(Araba korna ses efekti duyulur.)
Her geçen… her geçen yerdeki çukurdan üstüme su
serpiyor…
Dedim ya duracak başka yer yok. Hem yukardan hem
aşağıdan sırılsıklam oldum.
Ah be Necdet, o koca siyah arabada bana hiç mi yer
yoktu?
Yanınıza oturmak için illa kredi mi çekmem lazımdı!
Keşke o gün taksi çağırsaydım… bunların hiçbiri başıma
gelmezdi… cebimde 5 kuruş daha fazla para kalsın diye başıma ne işler açtım.
Hani bazı sabahlar olur…. Böyle evden çıkıp
ayakkabınızı giyerken bir sıkıntı çöker…. Koşarak geri dönüp yorganın altına
girmek istersin.
Kim bilir kaç gün böyle hissettim ama…
(Rüzgar sesi)
Hepsinde de dışarı çıkıp o buz gibi ayazı suratıma
suratıma yedim….
Dedim ya ben uslu bir çocuktum. Öyle küçük
yaramazlıklar yapamam.
Hasta olunca doktordan rapor alamam ben.
Belki iş aksar… belki mesai arkadaşıma fazla yük
biner…. Olmaz yani… ayıp olur.
Benim temel ahlak kurallarımın en başında gelen o cümle!
“Ayıp olur!”
Kimseye ayıp olmasın diye en çok kendime ayıp ettim!
Keşke bazı telefonları hiç açmasaydım…. Bazı mesajlara
hiç dönmeseydim… Bazı yerlerde hiç olmasaydım!
İnsanlar sende o ışığı görünce daha yüzsüz oluyor
biliyor musunuz?
Hangi ışık olacak?... Saftirik ışığı işte! … Kirli sokaklarda yüzünü parıl parıl parlatıp
tüm dolandırıcıların iştahını açan o uslu çocuk ışığı!
O ışık bi' yanıyor, söndür söndürebilirsen… elektrik
gitse jeneratör devreye giriyor, yine de sönmüyor hergele!
Eee böyle gece gündüz yanan ışığın bir faturası var
değil mi?... Ahanda bu kadar!... Kim ödüyor bunu?... Saftirik’in ta kendisi!
Haciz geldi evine ama (Kinayeli) çok şükür yine
sönmedi o ışık.
(Bir süre duygusuz ve boş gözlerle
karşısına bakakalır. Sonra yağmur ve rüzgâr sesi duyulur.)
Yağmurlu günlerde sokak lambalarını daha erken saatte
yakarlar… akşam daha erken gelir… Gün çabuk biter.
O gün de öyleydi…
Hava iyiden iyiye bozmuştu.
Bekledik…. bekledik…. Islandık… daha çok ıslandık…
Ben uzakta gürül gürül kaynayan gökyüzünü izlemeye
dalmışken
Işıklı levhasında 216 numara yazan o koca bebek ufukta
göründü.
Cebimden otobüs kartımı çıkarıp elime hazırladım.
Duraktaki oturak için savaşa girenler, bir anda
oturdukları sıcak koltukları bırakıp yağan yağmurun altında kaldırım kenarına
doluştu.
Zaten aceleci olan insanlar… üstüne bir de yağmur
yağınca nasıl oluyorlar bi’ görseniz…
İşte o an beni çok korkutuyor.
Bir anda bi’ hırgür çıksa sanki neneler dedeler
bastonlarıyla birbirlerine girişecek gibi…
Sanki kıyamet anı; merhamet dolu annelerin gözü
dönmüş, emzikli bebeklerini unutup otobüste boş koltuk savaşına katılıyorlar.
Eli bastonluların aciz bakışlarıyla, oturan kulağı
tıkalı gençlerin umursamaz bakışları otobüsün içinde büyük çarpışmalarla
patlıyor.
Boşuna demiyorum kıyamet anı diye…
Bu durumda ben, patlamalardan yara almadan kurtulmak
için usulca orta boşluğa geçer, boş koltuklara yan gözle bile bakmamayı tercih
ederdim… Yani… normalde öyle yapardım.
Keşke o gün de öyle yapsaydım….
(Sinirle kendi kafasına vurur.)
Salak kafa!... Hayatında değişiklik yapacak gün o gün
müydü!...
Yarım saat daha ayakta gitsen ne olurdu?... Hiçbir şey
olmazdı!... Bu yaşadıklarının hiçbiri olmazdı!
İzlediğin motivasyon videolarına kulak vermek için o
günü mü seçtin aptal! …
(Alayla) Tabi tabi (Yücelterek) Sen
oturmayı hak ediyorsun!... Sen bu dünyada her şeyin en iyisini hak ediyorsun!
Al!.. Her şeyin en iyisi, al hepsi senin olsun!
(Tekrar tekrar kafasına vurarak)
Kuş beyinli!.. Aptal seni!... Saftirik!...
Aç hadi… Burda da o salak videoyu izle!...
(Alayla) Her gün, otobüste boş bir koltuğa
oturup oturmamak gibi küçük kararlar veriyoruz ve bu küçük kararların sonunda
olacakları asla bilemeyiz. Öngöremeyiz. Öngöremediğimiz olaylar sebebiyle
kendimizi suçlamamalıyız!
Anca böyle kendini kandırırsın. İlkokul bebesi!
Ne olursa olsun oturmamam gerekirdi…
Tamam… kendimce geçerli bir sebebim de vardı…. Dedim
ya çok ıslanmıştım… Ama öyle böyle değil…. Gerçekten çok ıslanmıştım…
Biliyorum kulağa çok saçma gelecek… ya da çocukça
bir bahane gibi…
Ama ben… ben baştan aşağı öylece ıslanıp… bir de
ayakta dikilirsem…
(Utanır.) Yani bir de öylece ayakta durunca…. Anlasanıza
sıkışmıştım işte!
Ooofff isterseniz çocuk deyin, isterseniz yaşlı deyin!
İkisi de değilim... ama insanım… n’apabilirim o gün de
öyle denk geldi… hem soğuktan hem mesanemdeki basınçtan titreye titreye ayakta
öylece duramazdım! Boş bir koltuğa oturmam gerekiyordu….
(Durup durgunlaşır.)
Ama keşke oturmasaydım…
Tüm kaslarım yerinden oynasa da öylece ayakta dikilip
kalsaydım…
İnsanın aklı mesanesindeki ritmik kasılmalara
takılınca mantıklı da düşünemiyor ki…
Sadece bir an, eve varana kadar her virajda sallanarak
bir köşeye tutunduğumu düşündüm ve… hayali bile çok zor geldi…
Mutlaka oturmalıyım dedim, mutlaka…
Şimdi düşünüyorum da…. Binme ya otobüse!... Madem
ıslandın, madem çişin var!... Binme!
Git bir kafeye otur, elektrikli ısıtıcının yanı
başında sıcak güzel bir kahve iç!
Hem tuvaletine git hem için ısınsın! Daha ne!
(Sinirle) Olur mu canım! … Bir an önce eve
gitmeliyim!
Sanki evde beni ne bekliyorsa….
İnsanın, onu kapıda karşılayan çok sevdiği eşi olur,
koşa koşa gider evine!
Kıkır kıkır gülerek oyunlar oynadığın bir çocuğun olur,
mesaide dakikaları sayarsın!
Hepsini geçtim, kapıdan girince kucağına zıplayan bir
kedin, köpeğin olur? Ona koşarsın!
Ama bunlardan biri bile yoksa… neden bu acele?... Neden?
Ya insan, nereye yetiştiğini bile bilmeden, geç
kalmaktan böylesine korkar mı?
Eve 10 dakika daha erken gidersem belki çamaşır
atardım… böyle yağmurlu günde çamaşır yıkamak tam bana göre bir fikir çünkü…
Ya da yemek yapardım… Tabi canım yağmurlu günde kurye
çağrılmaz…. Neden mi? … Dedim ya…
(Bağırarak) Ayıp olur!
Ama yook, ben tipi olsa, kasırgalar çıksa, seller
aksa, Arap kızı camdan baksa yine de giderim işime… bana ayıp olmaz….
Başkalarına olur…
Hep başkasını düşündüm… hep… hayatımda ilk defa
mesanemdeki basınçtan aldığım kuvvetle kendimi düşünerek otobüsteki o boş
koltuğa oturdum ve başıma bunlar geldi…
Şimdi kafamın içine tıkıştırılmış saçma bir aletle
sonumu bekliyorum….
Benim için verilecek kararı bekliyorum…
Karar vermek için daha neyi bekliyorlarsa!
Her şey açık seçik ortada!
(Yukarı bakarak bağırır.)
Heeey! Kime diyorum! Yetmedi mi anlattıklarım!
Hala karar veremediniz mi! Boşuna düşünmeyin ya!
Kesin kelleyi gitsin! Size diyorum size! Kesin kelleyi yoksa ben kesicem!
(Kırmızı spot yanar. MAHİR bir anda yere
yığılır.)
ASİSTAN (Ses):
Karar verildi… Kullanıcı MT763’ün sorgusu sonlandırıldı…. Yeni kullanıcı
yükleniyor…
(Yerde yatan MAHİR, kollarını ve
bacaklarını dümdüz uzatır ve kasılmaya başlar. Bir süre yerde kasılmaya devam
eder. Durduğunda asistanın sesi yeniden duyulur.)
ASİSTAN (Ses):
Yeni kullanıcı AS764… Yükleme tamamlandı…. Çip aktive edildi… Kullanıcı
uyandırılıyor…
(Bu kısımdan sonra aynı kişi ASIM
karakterini oynayacaktır. Çünkü sahnede olanlar aslında bir simülasyondur ve
çipler aracılığıyla aynı bedene farklı karakterler yüklenmektedir.)
(ASIM yerde yatarken gözlerini açar…
Sinirle ayağa kalkar… Cebinde bıçak arar. Bıçak bulamaz. Cebinden tespih çıkarır. Eline alır… Bu esnada kabadayı bir şekilde
konuşmaya başlar.)
ASIM: Hayırdır!... Ne
oluyoruz!
(Yukarı bakar.)
Kime diyorum bilader!
Benim sustalı nerde lan!
Siz mi aldınız?
Bana bak gözüm dönmesin, yemin ediyorum yıkarım
burayı!
(Etrafına bakar.)
Ulan ayda yılda bi’ otobüse binelim dedik… Düştüğümüz hale
bak…
Yok arkadaş ya, illa araba çaldıracaklar adama…
2 haftadır bizim mahallede yerinden 1 santim
kıpırdamayan o bordo şahini indirseydim biner miydim lan ben o otobüse!
Hadi şahini geçtim… ahh o eski tip mavi motor elimden
kaçmasaydı... Yalanıma ihtiyar öksürüğü gibi egzozu vardı (Ağzıyla kaba
egzoz sesi çıkarır) 40 yıllık sanayi ustasının boğaz temizlemesi gibi (Yeniden
egzoz sesi yapar.)
Gerçi o gün yağmurluydu motor bizi bozardı.
Diyorum ya otobüsten başka yolu yoktu işte…
Suç bende değil ki… o yağmurlu havada o kadar insanın
dışarda ne işi var, bunun araştırılması lazım?
Hadi benim çözmem gereken sorunlar var… anlarsın ya…
ince işler… (Bıçak çekme hareketi yapar.)
Kadının biri, üşenmemiş 3 çocukla toplanmış gelmiş, durakta
kaynaşıp arkadaş olan teyzeler ayrı dünya…. hadi herkesi geçtim;
Şu belediye anonsu gibi bangır bangır sesle
telefonundan video izleyen dayıya ne demeli?
Sen 7 poşetinle dışarda napıyorsun ya!
Utanmadım saydım valla…
Ben mi utancam… o utansın!
Balık almış ya… balık! … durağı, otobüsü, her yeri leş
gibi kokuttu… kendi kokusu yetmiyormuş gibi…
Belli, aylardır banyo yapmıyor, dışarı çıkacam diye
doldurmuş kolonyayı…
Adamın yanında kibrit yaksam alev alıp otobüsü yakardı
yemin ediyorum...
Tabii geri dönüp düşününce keşke yaksaydı… kül olsaydı
diyorum, o ayrı mesele…
Zaten var ya, bu olayda, bi’ kendime kızıyorum bi’ de
bizim Kontür Kenan’a!
Şimdi siz, “kontür mü kaldı, Kenan kim?” diyeceksiniz…
Her götü sıkıştığında “alo abi” hemen beni arayan faydasızın teki…
Bizim mahalleden meslektaşım diyeyim, siz anlayın …
“Sen bana parayı ver, telefonuna kontür yükleyecem”
ayağına huzurevi tayfayı kafalıyordu…
Ordan adı kontür kaldı…
Şimdilerde kontür kalktı tabii ama bizim keratanın da
eli armut toplamıyor…. Geliştirdi kendini….
Facebook’ta karı profili açıyor… aynı huzurevi tayfayı
ekliyor… iki üç güzel foto…. Şimdi 25 dönüm arsası var…. Dayının biri foto başı
5 dönüm veriyor….
Köyde muhtarmış… Gel diyormuş bizimkine, köye hanım
ağa yapacakmış…
Ulan diyorum Kenan, burda sürüneceğine git Muhtarın
koynuna gir….
(Deyip alayla güler.)
Dinlemedi tabii abisini, şimdi şehirdeki dayılardan
biriyle başı dertte.
Yine aynı numarayı çekmiş.
Adını Nalan koymuş, Cengiz Dayı’yı eklemiş.
Göndermiş en alevlisinden iki üç foto…
Cengiz dayının aklı gitmiş tabi…
Nalan demiş sana son model telefon alacam…
Bunu duyunca da bizim Nalan Kenan’ın aklı gitmiş.
İki deli bir araya gelmemeli işte…
Cengiz hediyeyi yüz yüze vermek için çok ısrar etse de
bizimki “yok” demiş, “adresime gönder.”
Lan yelloz! Versene karşı caddenin bakkalının
çakkalının adresini…
Yok!... Aklı gitti tabi akıllı telefonu duyunca….
Kendi adresini vermiş….
Cengiz de az çakal değil ama…. Telefon ayağına adresi
almış!
Bizim Nalan da zaten uzaktadır yanıma gelemez diye
kendi evinin adresini vermiş
Ne olsa beğenirsin, Cengiz’le bizim Nalan, aynı şehri
geçtim, aynı ilçede göt göte yaşıyorlarmış…
Taş çatlasa yarım saat mesafe var aralarında.
Cengiz Dayı kendinden geçmiş tabii… Nalan’a “çok iyi
oldu, uzak ilişki sevmiyorum zaten” diyormuş…
Bu da çok yakın be Cengizim!...
Adres ortaya çıktıktan sonra 2 gün olmadan gece vakti
dayanmış kapıya Cengiz.
Yıllardır içinde tuttuğu o delikanlı ruhuyla kapıya
vurmuş da vurmuş….
Bir de “Nalanım! Nalanım” diye bağırmasın mı?
Hayır mahallede başka Nalan diye karı da yok… bi bizim
yelloz Kenan.
Dedim ya sıkışınca “Alo abi, alo abi” hemen beni
arıyor
(Elini telefon gibi yapar, kulağına
tutar.)
Açtım “Ne var lan” dedim… gece vakti sinirliyim tabi…
Bizim Kontür hüngür hüngür ağlıyor…
Kolay kolay ağlamaz… ne yalan söyleyeyim korktum…. Düşmanımız
çok, anlarsın ya…
“Ne oldu lan!” dedim.
“Facebook, Nalan, malan” bir şeyler anlatıyor ama gram
anlamıyorum…
Napalım gece vakti giyindik kuşandık anlarsın ya (belinde
silah iması yapar.) tam teşekkül…
Ben zannediyorum, aşağı mahalleden 5-10 delikanlı eski
meseleler falan filan…
Anca ona böyle hüngür hüngür ağlar dedim.
Ne biliyim ben 50’lik dayıyla aşk yaşadığını…
Hayır 2 deli bir araya gelmişsin beni niye
karıştırıyorsun yelloz!
Neyse ben bunun evine gidene kadar durulmuş ortalık…
bekçiler gelmiş, kapıdan alıp götürmüşler dayıyı.
5-10 dakika olmamış ben gelmişim.
Çaldım kapıyı korka korka açtı…
Oturduk salona ama… hala ağlıyor…
Yanında iki paket sigara bitirdim, bu anca kendine
geldi…
Yarım yamalak bir şeyler anlattı anlatmasına da … çok
eksik var biliyorum…
Güya 2 foto atmış, dayı buna dadanmış, hediyelere
boğmuş falan filan…
Buraya kadar sıkıntı yok da sonrasında delirdim ben.
Yalan yok, bir kere bu dayıdan gelen parayla güzel bi’
alem yaptık… ama altı üstü bir gece… en fazla ne kadar tutmuş olabilir ki…
“Parayı yerken iyiymiş, şimdi bu beladan onu kurtarmak
zorundaymışım”
Birincisi ben hiçbir şeyi zorunda kalarak yapmam,
üçüncüsü canım ne isterse onu yaparım…
Bakın ikiyi atladım… niye… çünkü canım öyle istedi…
anlarsın ya…
Sonra bu yine ağlamaya başladı. “Mahallenin namusunu temizlemen lazım”
muhabbeti yaptı.
“Pardon da neyin namusu Nalan” diyecektim… gülesim
geldi… karşımda zırıl zırıl ağlarken bir şey diyemedim…
İçimden de “gece vakti Nalan’ın evine girerken beni
gören oldu mu acaba?” diye espriler yapıyorum anlarsın ya…. Tam komedi….
Neyse gece 5 sularında bunun aklına bir fikir geldi…
Artık nasıl heyecanlandıysa ağlama zırlama kalmadı,
yüzü gülmeye başladı.
O gülüyordu ama ben sinir küpüne döndüm…
Neymiş efendim, bizimki dayıya mesaj atacakmış.
“Kocam seni öğrendi, peşimi bırak yoksa seni doğduğuna
pişman eder” diyecekmiş….
Dedim “Kenan, madem kocan vardı, ne diye Cengiz’imin
aklını karıştırıyorsun.”
Ben hala işin makarasındayım…
Ama bizim Nalan bayağı ciddi …
Durmadı gece vakti yazdı dayıya…
Bizimki koca lafını duyunca geri adım atar sandı ama
dayının gözü kara çıktı…
“7 tane kocan olsa yine vazgeçmem” yazmış…
Delikanlıya bak…
Bizim Kenan yine başladı ağlamaya… “Yok” diyor… “Bu
heriften, kurtuluş yok” ama benim nasıl gülesim geliyor…
Yılların Kontür Kenan’ı peşine taktığı 50’lik dayıdan
kurtulamadığı için karşımda zırıl zırıl ağlıyor… gel de gülme…
Ben konudan bağımsız eğlencenin doruklarındayken
bizimkinin aklına kötü bir fikir daha geldi…
Yanına gelecem ayağına dayının adresini isteyecekmiş…
“Gidip koynuna gireceksin herhalde” deyip kahkahayı
bastım… ama bizimki ciddi…
“Napacaksın oğlum?” dedim adresi…
“Ben değil, sen yapacaksın” dedi….
İşte orda benim için eğlencenin sonuna geldik….
Neymiş efendim ben giyinip kuşanıp (belinde silah
iması yapar.) anlarsın ya…
Kontür’ün kocası olacakmışım, dayının kapısına
dayanacakmışım…
Ulan ben senin kocan olsam o facebook hesabını açtırır
mıyım? Denklem baştan yanlış…
Gözüm döndü tabii… Sen dedim elalemin dayılarıyla
gönül eğlendireceksin diye ben neden kapıya dayanıyormuşum…
Hayır dayanırım, korkmam… o ayrı mesele… ama neden
yani… Tanımam etmem Cengiz’i… Tanısam belki seveceğim tonton amcanın neden
düşmanı oluyormuşum…
Bu başladı yine yalandan zırlamaya… En son başım
ağrıdı, dedim sus artık! Ver adresi!
Bu yalandan elimi öpmeye falan çalıştı…. Senin saygına
mı ihtiyacım var dedim tersiyle ittim…
Sabaha karşı çıktım Nalan’ın evinden..
Hava kapalı tam birilerinin kapısına dayanmalık
anlarsın ya….
Eve geçtim, biraz kestireyim dedim, napalım
uyuyakalmışız…
Bizimki durmadan arıyor… Açtım “Ne var lan?” dedim…
yine sinirliyim tabii… “Cengiz bekliyor” diyor…
Gülsem mi kızsam mı bilemedim… Madem bekliyor, git gir koynuna Nalan… gidemez
tabii…
Cengiz adresi atmış, Nalan’ı yemeğe davet etmiş…
Dayım be! Kim bilir ne hayaller kurdu…
Ulan Kontür, dayının kalbine girip heves ettirdikten
sonra mı aklına geldi, hiç olmayan kocan…
Erkek milletinde de bu var işte; Çabuk yükseliyor,
çocuk gibi heves ediyor… anlarsın ya…
Karı milleti de böyle işte diyecem de bizim Kontür
daha karı olmadan kalpleri kırmaya başladı…
Ulan Nalan, yere bakan yürek yakan…
Neyse bizimki telefonda yine zırlamaya başlayınca “Kapat!”
dedim “Kapat!” birazdan çıkıyorum …
Aç karna zift gibi demli çayımla sarma sigaramı
yaktım…
Midem sövüyor tabii… ama sövsün yapacak bir şey yok… belimde
silahla hiç tanımadığım bir adamın kapısına dayanacağım günün sabahına
avokadoyla başlayamam.
Sabah filtre kahve demleyip kruvasan yiyerek akşam
adam dövemezsin…
Gece sarımsaklı kelle içerim, sabah kalkar göz yerim,
dil yerim, sakatların hepsi… anlarsın ya…
Neyse çayla sigarayla kendime geldim… simsiyah
giyindim kuşandım… bizim işimizin rengi bu!
Çıktım dışarı… yağmur serpiştiriyor… kafamda rap
çalıyor… moda girdik … kapıya dayancaz kolay mı…
Tabii gönül isterdi… kapımdan siyah gözlüklü
yaverlerim siyah cipimle beni alsınlar…
Yoook… daha o kadar mafya olamadık…
Beyaz Toros var şimdilik o da bi’ girdi sanayiye,
çıkamadı…
Anlayacağınız Cengiz’in kapısına dayanmaya otobüsle
gittim…
Durağa gelene kadar yağmur da iyice bastırdı…
Bir önceki otobüs arıza yapmış… durakta adım atacak
yer yok…
Napıcaz da durağın altına giricez diye düşünürken
saftiriğin teki çıktı duraktan… Heralde başka birine yer verdi ama…
Zaten donuma kadar ıslanmışım… yerim senin göstermelik
iyiliğini… girdim hemen açılan boşluğa… beni görünce bir ikisi kaçıştı zaten… anlarsın
ya bakmam yeter.
Durakta adım atacak yer yokken oturacak yerim oldu…
Yanımda balık poşetli dayı olmasaydı daha mutlu
olurdum ama yapacak bir şey yok…
Balık kokusundan korkup sümsük gibi yağmurun altında
bekleyecek değiliz.
Oturduğum yerden o yer veren saftiriğin yağmur altında
ıslanışını izledim…
Duraktan kalksam hiçbir şey demeden sağ yanağına
çaksam sol yanağını dönecek bir tip…
Üstten yağmur yetmiyormuş gibi alttan da son gaz geçen
arabaların suyuyla ıslanıyor…
Böylesine üzülmem ben, uslu misafir çocukları bunlar…
hani şu hep örnek gösterilenlerden…
Madem küçükken aldın o övgüleri, şimdi katlan
sonuçlarına bana ne!
Hem o gün ben, iş başındaydım… duygusallığa yer yok…
Nasıl cerrah ameliyat yaparken gülmüyor, ağlamıyorsa
ben de işime aynı derecede özeni gösteririm…
Hiç tanımadığın birisinin kapısına dayanıp göz dağı
vermeyi kolay iş zannetmeyin…
İçindeki küçük çocuk hep korkar… son dakikaya kadar
arkasına dönüp hızlıca kaçmak ister…
Ama o küçük çocuğa tokadı çarpar susturursun…. Ben
buyum dersin…. Büyüdüm artık!
Tabi her çocuk büyüyünce bizim gibi yaramazlığa devam
etmiyor… anlarsın ya…
O da biraz nasıl, nerede, kiminle büyüdüğünle ilgili….
Ulan benim gibi adamdan da gelişim psikolojisi 101
dersi aldınız ya size de helal olsun…
İşte her konuşanı dinlemeyeceksin de siz boş verin
devam edin beni dinlemeye…
Zaten anlatacak pek de bir şey kalmadı….
Otobüs sonunda durağa yanaştı…
Hemen sağa sola bakışı attım, açtım önümü….
Üstümde yük var tabii… anlarsın ya…. Ayakta falan
duramam, en arka kuytu köşelerden birine oturmam lazım…
Hızlı davrandım, teyzeleri amcaları geçtim…
Baktım bu sırılsıklam ıslanan saftirik önümde…
Omuzu koyup geçecektim önüne ama eleman yerinde
durmuyor … çişi var gibi sürekli sallanıp duruyor…. Denk getiremedim omuzu….
Baktım o da arka köşeye gidiyor…
Arkada tek bir boş koltuk olsa indirirdim onu yere de
zaten 2 boş koltuk varmış… kargaşaya gerek yok, iş üstündeyiz… oturdum elemanın
yanına…
Otobüs de sallanıyor eleman da sallanıyor… tekerin
üstünde hoplayıp duruyoruz…
Yollar ıslak…. Belli… şoför, şoför değil…
Ulan bu havada böyle basılır mı!
Benim oturduğum yerden midem ağzıma geldi…
ayaktakileri düşünemiyorum…
Hele bi’ moruk var… orta boşlukta… her virajda
otobüsün başka bir köşesine gidiyor…
Herkesin gözü önünde, bir o yanda bir bu yanda….
Kalkıp yer veren de yok… gençlik bitmiş…
Hadi ben iş üstündeyim… yüklüyüm… ayakta duramam falan
filan…. Bu ıslak eleman niye amcaya yer vermedi anlamadım….
Küçükken uslu uslu herkese örnek olurdu… şimdi niye bu
yaramazlığı yapıyor çözemedim…
Muhallebi çocuğu işte… iyiliği güzelliği yalan dolan…
Benim şurdaki var ya (kalbine yumruk atarak
gösterir.) cam gibi cam! Baksan içini görürsün…. Bizde içten pazarlık
olmaz… Neyse o!
Olmuş bir kabahat, şimdi suçlu arıyorlar....
Tuttular getirdiler buraya, taktılar aleti kafamıza…
neymiş simülasyon… yemişim simülasyonunu!
Tamam, geçmişimiz karanlık ama bunda bizlik bir şey
yok. Olsa söylerdik. Kimden korkucaz
Girer çıkarız nedir yani… ama yok… Anlattık işte… Daha
ne!... Otobüs motobüs anlayan anladı!
(Ayağa kalkıp yukarı bakarak bağırmaya
başlar.)
Lan dangalaklar! Veremediniz mi kararınızı!
Daha fazla anlatacak bir şey yok bende… söyleyin
kararı… yatacaksak da yatarız… ama çıkmasını da biliriz…. Anlarsın ya…
(Kırmızı spot ışık yanar. ASIM bir anda
yere yığılır.)
ASİSTAN (Ses):
Karar verildi. Kullanıcı AS764’ün sorgusu sonlandırıldı… Yeni kullanıcı
yükleniyor…
(Sahne kararır.)
ASİSTAN (Ses): Yeni
kullanıcı CY813… Yükleme tamamlandı…. Çip aktive edildi… Kullanıcı
uyandırılıyor…
(Sahne aydınlanır. Yerde CENGİZ yatmaktadır.
Göbeklidir. Karakterin 50-55 yaşlarında olduğu anlaşılır. Gözlerini açar.
Telaşla yerden kalkmaya çalışır ama kolayca başaramaz.)
CENGİZ: Poşetler….
Poşetlerim nerde …
(Zorla ayağa kalkar. Öksürük krizi tutar.
Öksürüğü bitince tekrar konuşmaya başlar.)
7 tane poşetim vardı yav… 7 tane…. Allah Allah nere
gitti….
(Sinirle etrafa bağırmaya başlar.) Bana
bak bir aylık emekli maaşımı verdim ben oraya! Nerdeyse getirin hemen!
Bak eğer o balık bozulursa… sizi… sizi var ya… (Ne
söyleyeceğini bilemez.)
CİMER’e şikâyet ederim… Tabii… Muhtara bile söylerim…
Dışarda yiye yiye evde balık nasıl saklanır, nasıl
yapılır nerden bileceksiniz…
Sadece balık değil ki… roka aldım, maydonoz aldım,
salatalık aldım, acılı şalgam aldım, patates aldım…
Aaa kızartacam tabii…
Sağlıksız olsun, bana ne!... Ayda yılda bir yenir
canım… o kadar da değil….
Benim şeker, gizli zaten, E kolesterol sınırda,
Tansiyon bir var bir yok… Ben yemiycem de kim yiyecek…
Ne yalan söyleyeyim çok zararlı diyorlar ama gece
yemeğini de çok severim…
Saat 12’de mutfakta karınca görsem ekmeğin arasına
dürer yerim valla…
Hatta geçenlerde….
(Anlatmakta kararsız kalır. Çekinerek
etrafına bakar. Sonra anlatmaya başlar.)
Birkaç gün önce işte… yine gece yemeği yiyorum…
Kırmızı lahana turşusunu çeyrek ekmeğe dürdüm, kıtır
kıtır yiyorum…
Uykum kaçtı zaten… Bir iki televizyona baktım… cık…
faydasız… gönül eğlence istiyor, kanallarda hep belgesel melgesel… napıyım gece
12’de aslanı kaplanı…
Açtım fesbuk hesabıma girdim…
Yalan yok… fesbuğu seviyorum…
Ölen bir iki arkadaşım olmuş, onların fotoğrafının
altına yorum yaptım…
Bir tane arkadaşım 5 dönüm arsa satıyormuş ama fiyatı
yüksek çekmiş…
Hemen yazdım yorumu “Hüsamettin, hayırdır içinde gömü
de mi var?”
(Kendi kendine tıs tıs güler.)
Fesbukta mizah yapmayı severim…
Geçen bizim köyden Cemil’i inek tepmiş… kolunu kırmış…
Girdim profiline yazdım hemen… “Cemil, desene ‘siz bir
de ineğin halini görün’” diye…
Hani kavgada olur ya… bir de karşı tarafı görün derler…
(Yine kendi kendine tıs tıs güler.)
E arkadaşlarımın da hoşuna gidiyor tabii… bayağı
beğeni aldı o gönderi…
Ama Cemil küsmüş … bana ne?... dağ- tavşan mevzusu
işte … Dağ olan benim yanlış olmasın….
İşte o gün, ekmeğin arasında turşuyu gömerken aklıma
Cemil geldi… Dedim şunun profile gireyim de tavşanlı dağlı bi’ foto atayım…
Cemil anlamasa da cemi cümle anlar… o bana yeter…
Neyse tam bunun profile girdim… tıkır tıkır yazmaya
başladım… o esnada trink!... Bi’ mesaj geldi…
Gecenin biri… hayrolsa bari dedim… girdim mesaja…
Ekran açılırken turşulu ekmeğimden ısırdım… tekrar
kafamı döndürdüm… lokma boğazımda kalıyordu…
Bi’ hanfendi…. E Allah var, güzel de bi’ hanfendi… “Selam”
yazmış…
Baktım hiç ortak arkadaş yok…
Bizim buralarda görüp görebileceğim biri de değil…
Görsem bilirdim….
Neyse elim ayağıma dolaştı tabii… Bekletmeden hemen
cevap vereyim dedim…
Heyecandan selam yazacağıma salam yazmışım…
Aha dedim rezil olduk kıza….
Döndüm bir tane daha ısırdım ekmeğimden…. Trink!... Cevap
geldi…
Bi’ baktım foto atmış…
Yine lokma boğazımda kalıyordu…
Fotoda 32 diş gülüyor… ama nasıl gülmek!
Gaza geldim tabi… “Size” dedim, “Gülmek çok yakışıyor,
ben de güldürmeyi severim”.
Trink cevap geldi… “Sizi bizi bırakalım” yazmış… bana
diyor ismimle hitap et…
E dedim tamam… bana hoş…. “Sen nasıl istersen Nalan”….
Kendi gibi ismi de güzel…
Bir gece vakti bir mesajla hayatıma girdi, o gündür bu
gündür Nalan diye kalkıyorum Nalan diye yatıyorum…
Ama mesajları bi’ görseniz… nasıl istekli… nasıl
cilveli…
En çok mizahımdan etkilenmiş, öyle diyor…
Gün boyu benim fesbuk hesabıma girip girip bakıyormuş…
Yeni bir şey paylaşmış mıyım diye kontrol ediyormuş…
öyle bağımlısı olmuş…
(Biraz durur.)
E tabi, aşk bu… inişleri var çıkışları var…
Her şey böyle güzel giderken birkaç gün sonra bu,
mesajlara geç cevap vermeye başladı… İlk günlerde her gönderimi beğenen,
hepsine yorum yazan kız, bir anda puff… yok oldu…
Dedim Nalan bir sorun mu var?... “Bana sorun söyle,
çözeyim.” dedim…
Gözümüz karardı tabii… aman siz de canım, katarakttan
değil! Aşktan aşktan…
Neyse Nalan’ımın telefonu bozulmuş… biliyordum zaten,
bu kız öyle bir anda bırakıp gidecek cinsten değil…
Mesajları görseniz öyle kız gibi nazı falan yok, Allah
sizi inandırsın askerlik arkadaşım gibi… beni çok iyi anlıyor… maçları bile
takip ediyor… kupon da yapıyorum dedi de aksilik telefonu bozulmuş işte…
Benim de o gün emekli maaşım yeni yatmış…
“Bana marka ver” dedim…
“Ne, nasıl?” falan filan anlamadı başta…
Dedim “Marka söyle” taksit maksit bi şekilde ayarlıcam…
30-35 plus max bi’ şeyler dedi… sordum en üst model…
olsun Nalan’ıma yakışır…
Tamam istediğin modeli alıyorum… sen bana adres ver…
Hiç durmadı hemen yazdı adresi… Sonra aman pardon
mardon bi’ şeyler yazdı ama gördüm bi’ kere…
Benim eve taş çatlasa yarım saat…
Yıllar sonra karşıma çıkan bu güzel kadınla aramızda
aktarmasız bir otobüslük mesafe var…
Adresi duyunca duramadım yerimde…
Bir gün sabrettim… iki gün sabrettim ama yok, olmuyor…
aklımdan 1 dakika çıkmıyor…
3. gün gece tak etti… yine ekmeğin arasına bir şeyler
koyup yedim ama ne koyduğumu bile bilmiyorum….
Yedim dürümü, sokağa attım kendimi…
Otobüs seferleri çoktan bitmiş… taksi desen dünya
para… Zaten Nalanıma telefon aldık eksideyiz…
Dedim Cengiz 3 saat de olsa 5 saat de olsa
yürüyeceksin… bu aşk, bunu hak ediyor…
Mecnun oldum düştüm yola…
Saat üç müydü beş miydi hatırlamıyorum… mesajda yazan
adrese geldim…
Ama açık konuşayım Nalan’ıma yakıştıramadım bu sokağı…
Afedersiniz it bağlasan durmaz!
Yani öyle güzel bir kadın, bir başına … bu sokakta…
nasıl yaşasın?
İçimden dedim “Seni bu evden kurtaracağım”… “Saraylarda
yaşatacağım”…
Ama önce bi’ dünya gözüyle gül cemalini göreyim….
Geldim, durdum kapının önünde… baktım penceresine…
Işıklar sönük… ama kızı tanıyorum, gece kuşu… imkânı
yok o saatte uyumaz…
Sonra filmler aklıma geldi… küçük taş aradım yerden…
camına tıklatacaktım…
Ama taşlar koca koca… pencereyi tıklatacam derken,
duvarı boydan aşağı indirir…
Taş işinden vazgeçtim… sessizce kapısını tıklattım…
bekledim bekledim çıt yok…
O kadar yol geldim… dilim damağım kurumuş… öylece geri
dönüp gidemem…
Bastım zile… arka arkaya 3 bilemedin 5 kere….
Ev inim inim inledi… çıt yok… kapı açılmıyor…
Ben çok yorulunca sinirlenirim…
E dedim ya, o kadar da yol geldik… şalter attı tabii…
Sokağın ortasında bağırmaya başladım…
Nalan! … Nalan!... Nalanım!... Aç kapıyı ben
geldim!... diye bağırdım…
Karşı evlerden birinden ses geldi… “bok mu var da
geldin!”
Dedim ya … sokak tekinsiz… Nalan’ıma hiç yakışmıyor…
Tam yeniden bağıracaktım… Sokağın başından bekçiler
göründü…
İki tane 20’lik delikanlı… mümkün değil kaçamam… hem
neden kaçacakmışım ki…
“Sevmek suç mu lan?” diye çıkışacaktım ki…
Karşımda oğlum olacak yaşta iki çocuk görünce… garip
oldum… sanki rolleri değişmişiz gibi geldi...
Bu yaşımda, o çocuklardan uslu durmam için azar
işitecek değildim…
Sustum… hiçbir şey demedim…
Onlar da beni sarhoş sanmış… Sonra anladılar tabii zararsız olduğumu…
Konuştuk, anlaştık…. Olaysız evime döndüm…
O bekçi çocuklar… tekinsiz sokak… benim bağırışlarım…
hiçbiri önemli değil de… sabaha karşı bir mesaj geldi…
İşte o kötü oldu…
“Kocam seni
öğrendi, peşimi bırak, yoksa seni doğduğuna pişman eder” yazmış…
Ama benim göz de bir kere karardı tabii… 1 dakika
düşünmeden cevap verdim…
“7 tane kocan olsa yine vazgeçmem.”
Bakmayın klavyedeki delikanlıya… Yıkıldım tabii…
Gözüm yine karardı ama bu sefer aşktan değil…
tansiyonum, şekerim, moralim hepsi düştü….
Perişan oldum….
Ama sonra durup düşündüm…
Dedim “Cengiz, bu kadın çok güzel bir kadın”… “O
sevmese de onu seven birçok erkek tabii olacak”…
“Şu halinle onun tek aşkı olmayı bekleme”… Her
güzelliğin bir zorluğu vardır değil mi?
Nalan gibi güzel bir kadının da “kocası olması” gibi
bir zorluğu var…
Aynen böyle şak şak şak sorunu ortaya yatırdım… iki
dakkada çözdüm…
O esnada bir mesaj daha geldi… Kimden olacak inek
tepen Cemil’den değil tabii… Nalan’dan
“Böyle bir son bize yakışmıyor, en iyisi yüz yüze
konuşmak. Sana gelmemi ister misin?”
Biliyordum… evet, hiç yüz yüze karşılaşmadık… evet,
onun kocası var… ama o da aramızdaki bu kuvvetli bağın farkında…
Bir anda söküp atamayız…
Bir dakka düşünmeden yazdım adresimi…
“Ne zaman istersen gel” dedim…
“Yarın geleceğim” dedi…
Hemen hazırlıklara başladım… Belki gelip benimle
ayrılık konuşması yapacaktı ama olsun.
3. bölümde final yapan çok ünlü iki yıldızın tutmayan
dizisi gibiydik… Neyse… En azından finalimiz konuşulmalıydı…
Daha önce soframda hiç olmayan bir sürü ıvır zıvır
aldım…
Mutfak dolabının uzak köşelerinden sadece özel
günlerde çıkarılan o tabakları çıkardım…
Evet… belki o masada güzel şeyler konuşulmayacaktı…
ama sofra o kadar güzel olmalıydı ki sohbetin üstündeki kara bulutları
dağıtmalıydı…
Ne yemek yapacağımı bir dakika bile düşünmedim….
Sadece özel misafirlerim için gittiğim balık haline
uğradım… en büyüğünden, en güzelinden iki tane levrek aldım… roka, maydanoz,
turp, limon ve patates…
Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planladım…
Tüm alışverişim bittiğinde elimde tam 7 poşetim vardı…
O ay, olan para Nalan’ımın telefonuna ve bu yemek
alışverişine gitti… taksi çağıracak zaman değildi…
Koştum otobüs durağına…
Koştum dediysem… elimde 7 poşetle ne kadar hızlı
olabilirsem işte…
O gün de hava kapalı…
Durağa bi’ geldim… sıkış tıkış… yağmur da yağdı
yağacak… mutlaka oturacak bir yer bulmak lazım…
Baktım her yer dolu… bu zor zamanlar için boğazımda
sakladığım balgamdan aldığım kuvvetle hemen bir öksürük krizi başlattım…
(Öksürür.)
Sonra zor nefes alıyormuş gibi inlemeye başladım…
(Zor nefes alıyormuş gibi yapar.)
Kim nasıl dayansın buna…
Hemen yerim açıldı… 7 poşetimle çöktüm boş koltuğa…
dikkatleri üzerimden savdıktan sonra da çıkardım telefonu… fesbuğa girdim…
Nalan gelecek ya… birkaç komik video izlemek…
heyecanımı atar diye düşündüm…
Bir.. iki... üç... beş video oldu gelmedi bizimki…
Arıza yapmış… durakta iki otobüs adam birikti… yağmur
da zor tutuyordu zaten kendini…
Başladı şakır şakır yağmaya… millet ıslanmamak için
durakta sarmaş dolaş oldu… ama nedense bana pek yaklaşan olmadı…
Bir tane mafya kılıklı adam vardı… sadece o yanaştı …
diğerlerinin derdini anlamadım ama benim işime gelir…
Neyse sonunda geldi, beklediğimiz otobüs…
Herkes doluştu tabii ön kapıya…
7 poşet beni bayağı yavaşlattı… arkada kaldım…
Öksürük taktiğini de yeni kullanmıştım artık işe
yaramazdı…
Ben de otobüse biner binmez poşetleri zor taşırmış
gibi sesler çıkarmaya başladım…
(Kendini taklit eder.)
Oy oy oy amann… off belim belim… ahhhh
Demeye kalmadan öndeki sazanlardan biri atladı…
Sazan dediğime bakmayın canım… dersine, okuluna,
ailesine, her şeyine dua ettim … Yaşlı duası bu, küçük görmeyin!
Neyse ben yer buldum bulmasına da herkesin gözü benim
gibi açık değil…
Baktım ihtiyarın biri sessiz sakin orta boşluğa
geçmiş… yerden kafasını kaldırmıyor….
E acıklı acıklı göz teması da kurmazsan kim sana, niye
yer versin…
Yaşlılardan bir o kaldı ayakta…
Gerçi oturanların da çoğu yaşlıydı ama …. En arkada
iki tane angut vardı… Mal mal bakıyorlar….
Adamcağız her virajda bir o yana bir bu yana
sallanıyor… o ikisi de arkadan televizyon izler gibi izliyor…
Şoföre de kızıyorum … yerler zaten ıslak… yağmur da
yağmaya devam ediyor… ne bu acele…
İşte bir tane otobüs arıza yapınca onun eksiğini
kapatmak için son gaz gidiyor…
Böyle giderken giderken kırmızı ışığın birinde ani bir
fren yaptı…
İşte o zaman korkulan başa geldi…
Herkesin sıcak koltuğundan film izler gibi izlediği o
yaşlı amca…
Orta boşluktan öne doğru savruldu…. savruldu…
Sonunda küt! Kenardaki demire kafayı çarpıp yere
düştü…
Ondan sonrası tam kıyamet…
Bağırış… çağırış… bebek ağlaması hepsi birbirine
girdi…
Şoför, ilk defa o zaman durumun ciddiyetini anlayıp
kenara çekti…
Otobüste de şansa ne doktor var ne hemşire… bir tane
genç kız hastanede sekretermiş…
Millet delirdi ya bir kere… kıza diyorlar teyzeye
baksana diye…
Neymiş hastanede çalışıyormuş, anlarmış…
Herkes bir anda ona yüklenince kız ağlamaya başladı…
Sonra millet amcayı unuttu, kızı teselli etmeye
koyuldu …
Tüm bunlar olurken şoför de hiç suçu yokmuş gibi sağa
sola el kol hareketleri yapıyor, bağıra bağıra konuşuyor…
En son biri çıkıp "ambulans çağıralım" dedi…
Başka biri “hastaneye yakınız, otobüsü direk
hastaneye sürelim” dedi…
Yeniden bir kıyamet koptu… sınava giden varmış… işe
giden varmış…
Tüm bunlar yaşanırken benim aklım hala Nalan’da
Şimdi hastaneye gidecek olursak benim randevu iptal
olur…
Ben de kalktım ayağa “Ambulans gelsin alsın, biz
yolumuza gidelim.” Dedim…
Ben böyle deyince arka taraftan mafya kılıklı adam,
benden kuvvet alıp ayağa kalktı…
“Ambulans gelsin tabii… İşimiz gücümüz var, anlarsın
ya” gibi saçma sapan bir şeyler söyledi…
O an, o adamla aynı tarafta olduğum için utandım….
Her kafadan bi’ ses çıkarken trink mesaj geldi….
Baktım Nalan….
Açtım hemen mesajı… okudum… donakaldım…
“Sana yalan söyledim, evine ben gelmiyorum, belinde
silahıyla kocam geliyor… hemen evden kaç!”
Ne cevap vereceğimi şaşırdım…
Sonra bir mesaj daha geldi…
“Çok pişmanım, beni affet!”
Sonra bir tane daha…
“Bugünü bi’ atlatalım sonrasını konuşuruz canım!”
İlk defa bana “canım” dedi…
Onun söylediklerine itaat etmek dışında bana bir
seçenek bırakmadı….
Ben mesajlara dalmışken… otobüste bir oylama başlamış…
Sordum yanımdakine, ne oylaması diye…
“Otobüsü hastaneye mi sürelim… yoksa amcaya ambulans
çağırıp yola devam mı edelim?” oylamasıymış…
Nalanımın mesajından sonra eve gitmem için bir sebep
yoktu… hatta bu şartlarda hastanede olmak benim için güvenli bile sayılırdı…
Hiç düşünmeden hastaneye sürelim oyunu verdim…
Arkadaki serseri dönek mönek bi’ laf çaktı…
Döndüm arkamı “Acelesi olan, inip taksi çağırabilir.”
dedim…
Bir anda herkes beni alkışlamaya başladı…
Yani çoğunluk benim gibi hastaneye gitmek istiyordu…
Nihayetinde oylama bitti, biz kazandık …
Hastaneye gidiliyordu…
Durum böyle olunca sınavı olan çocukla, serseri tip
otobüsten indi…
Serseri tip inerken bana dönüp “Dua et iş üstündeyim
yoksa gösterirdim sana” gibi mafya mafya bir şeyler söyledi …
İçimden ben de ona dedim “Asıl sen dua et, ben de iş
üstündeyim…”
Yasak aşkımın kocasından kaçıyorum… bundan büyük iş mi
olur?
İşte o an kendimle gurur duydum…
Ulan dedim Cengiz, sana helal olsun…
Bu kadın seni, kocasından koruyacak kadar seviyor…
Beni böyle seven bir kadına verdiğim tüm sözleri
tutmaya karar verdim…
Köydeki 40 dönüm arsamı onun üzerine yapacaktım… bu
sevgi bunu hak ediyor…
Bi’ 40 daha olsa onu da üstüne yaparım…
Ben sevdim mi böyle seviyorum işte… uçsuz bucaksız…
Görüyorsunuz işte yaşın değil, hayatı nasıl yaşadığın
önemli…
Bak bu güzel oldu… bunu fesbuğa yazayım…
(Cebinde telefon aramaya başlar.)
Sonuna da N nokta kalp koyacam…
Cümle alem bilsin…
Nerde bu ya!
(Cebinde telefon bulamaz. Yukarı bakıp
bağırmaya başlar.)
Ulan telefon nerde!
Bana bakın, benim taze bir ilişkim var…
Mesajlara çabuk dönmem lazım!
Burda öyle uzun uzun duramam…
Aşk bu ya… aşk…. Beklemeye gelmez… hele bir de yasak
aşk… yerinde durdurmaz!
Hooop kime diyorum! Telefonu verin ya!
(Kırmızı spot ışık yanar. CENGİZ bir anda
yere yığılır.)
ASİSTAN (Ses):
Karar verildi. Kullanıcı CY813’ün sorgusu sonlandırıldı… Faillerin sorgu süreci tamamlandı… Otobüste
yere düşüp kafasını çarparak yaralanan Mağdur NK867 yükleniyor…
(Sahne kararır.)
ASİSTAN (Ses):
Yeni kullanıcı NK867 … Yükleme tamamlandı…. Çip aktive edildi… Kullanıcı
uyandırılıyor…
(Sahne aydınlanır. Bu kez sahnede bir sandalye vardır. Sandalyede NURETTİN oturmaktadır. Karakterin 70 yaşlarında olduğu anlaşılır. -Aynı kişi başına takke eline baston alarak oynamaya devam edecektir.- Tüm sahne aydınlatması yerine sorgu sahnesini andıracak şekilde karakter üzerine tek spot verilebilir. Bu kısım, sadece sesi duyulan Asistan ile NURETTİN arasında karşılıklı diyalog şeklinde geçecektir. Bu diyaloglar esnasında sahne imkanları el verirse sahne arkası fotoğraf yansıtma vb. tekniklerle diyaloglar desteklenebilir.)
ASİSTAN (Ses):
1 hafta önce saat 14.37’de 216 numaralı otobüs, kırmızı ışıkta sert frenle
durmuş ve frenin etkisiyle mağdur NK867 yere düşerek başını vurmuştur. Mağdurun
yaralanmasına sebep olan bu olay Küçük Günahlar Mahkemesi tarafından en ince
ayrıntısına kadar simüle edilmiş ve karara varılmıştır. Failler dinlenmiş ve
alacakları ceza belirlenmiştir. Cezanın uygulanması mağdurun kararına bırakılmıştır.
Mağdur NK867, hazır mısınız?
NURETTİN: Evet.
(Teknik imkanlar sağlanabilirse bundan
sonraki kısımda üzerinde konuşulan kişinin gerçek hayattaki fotoğrafı arkada
yansıtılabilir.)
ASİSTAN (Ses):
Seyir halindeki otobüsün şoförü olan BT698 azami hız sınırını aşarak, ani fren
yapmış ve yere düşmenize sebep olmuştur… Tekrarlanan simülasyonlar sonunda
olayın gerçekleşmesindeki temel tetikleyicinin yağmurlu havada yapılan ani fren
olduğu saptanmıştır. Bu sebeple yaşanan
bu olayda BT698’in hata payı %54.6 olarak belirlenmiştir. Şikayetçi olmanız
halinde 3 aşamalı ceza programı ile mahkeme kararı uygulanacaktır…. Şikayetçi
misiniz?
(NURETTİN biraz durur.)
NURETTİN: Yani… şimdi
bilemedim…
Hava da çok fenaydı o gün….
Bizim bindiğimizden önceki de arıza yapmış…
İki otobüs insan doluştuk….
Öyle olunca tutunacak yer yoktu…
ASİSTAN (Ses):
Tekrarlanan simülasyonlar sonunda seyir halindeki kalabalık otobüste orta
boşlukta herhangi bir yere tutunmadan yolculuğu devam ettirdiğiniz için
olaydaki hata payınız %0.6 olarak belirlenmiştir. Bu oranın cezai bir karşılığı
yoktur.
NURETTİN: E bi zahmet
canım! Yere düşüp kafamı vurduğum yetmezmiş gibi bir de gelip sopayla dövün
isterseniz!
ASİSTAN (Ses):
Sayın NK867, Şoför BT698’den şikayetçi misiniz?
NURETTİN: Tamam biraz
hızlı gidiyordu amma…
Sonuçta o da bizi yetiştirmek için acele ediyordu
canım…
Parmağında yüzüğü vardı….
Belki çocuğu da vardır…
Annesi babası sağ mıymış, biliyor musunuz?
ASİSTAN (Ses):
Kapsam dışı soru! Lütfen cevabınızı iletiniz.
NURETTİN: Ya bu adam
önceki otobüs arıza yapmasa böyle yapmazdı… hep iyi niyetinden…. (Sinirlenir.)
O otobüs niye arızalanmış… o öyle olmasa… o kadar adam doluşmazdık… onun da
suçu var!
ASİSTAN (Ses):
216 numaralı tüm otobüs hattı incelenmiş olup yaşanan arızanın, toplam suçtaki
hata payı %0.1 bulunmuştur. Bu oranın cezai bir karşılığı yoktur.
NURETTİN: Offf aman siz de
be!
Yok valla, şoför bey oğlumdan şikayetçi değilim!...
Ekmek parası bu, kolay değil!
Ben asıl orta boşlukta bir o yana bir bu yana
sallanırken oturduğu yerden beni izleyen o gençlerden şikayetçi olacağım!...
ASİSTAN (Ses):
Yaşanan olayda %54.6 ile en yüksek hata payına sahip BT698’den şikayetçi
olmadığınıza emin misiniz?
NURETTİN: Evet eminim!...
Siz o diğerlerini getirin bakalım!
(Yere sinirle bastonunu vurur.)
ASİSTAN (Ses):
Sıradaki fail MT763. Otobüse binmeden önce çok ıslandığını ve çişinin geldiğini
belirterek en arka koltuğa oturmuş ve kendisinden yaşça büyüklere yer
vermeyerek ayakta kalan yolcu yoğunluğunu arttırmıştır. Bu nedenle meydana
gelen düşme vakasının oluşumuna %21.7 oranında dolaylı katkıda bulunduğu tespit
edilmiştir.
NURETTİN: Haa şu çocuk (Az
önceki siniri biraz azalır.)
(Küçümseyerek) Çişi mi varmış… kaç yaşına
gelmiş, böyle mi dedi?
(Biraz durur.)
Onda yalan söyleyecek hal de yoktu amma…
Yav o çocuğa bakınca bi’ üzülme geliyor bana…
Onun yaşlarda benim de bi’ oğlum var…
Ondan mı acaba?
ASİSTAN (Ses):
MT763’ten şikayetçi misiniz?
NURETTİN: O çocuk otobüs
beklerken fena ıslandı …
Baştan aşağı sırılsıklam …
Haa…. Bir de şey oldu… otobüs gelmeden durakta
beklerken… çocuklu genç bir kadına yer verdi… sonra gitti kaldırım kenarında
ıslandı… üzüldüm tabii…
Belki hasta olacak… yatak döşek yatacak…
Hem…. Ben düştükten sonra o kargaşada kafamı kaldırıp
baktım… gözleri dolmuştu… gıkını çıkarmadı ama dokunsam ağlayacak gibiydi…
Saf çocuk belli… ben onda bi’ kötü niyet görmüyorum…
(Biraz durur.)
Yok o çocuktan da şikayetçi değilim…
ASİSTAN (Ses):
Yaşanan olayda %21.7 ile yüksek oranda hata payına sahip MT763’ten şikayetçi
olmadığınıza emin misiniz?
NURETTİN: (Durur.)
Evet, eminim…
ASİSTAN (Ses): Suçun
toplam %77’si yargılandı…
NURETTİN: O kadar oldu mu
yav?
ASİSTAN (Ses):
Mağdurun talebi ile henüz ceza uygulanması yapılmadı…
NURETTİN: (Yeniden
sinirlenir.) Yok yok şikayetçi olacaklarım var… siz devam edin…
ASİSTAN (Ses):
Sıradaki fail AS764. Otobüse “iş üzerinde” olduğunu belirterek binmiş, en arka
koltuğa oturmuştur. Kendisinden yaşça
büyüklere yer vermeyerek ayakta kalan yolcu yoğunluğunu arttırmıştır. Bu nedenle
meydana gelen düşme vakasının oluşumuna %23 oranında dolaylı katkıda bulunduğu
tespit edilmiştir.
NURETTİN: Haaa şu mafya
kılıklı herif!
İşte ondan şikayetçiyim!
Otobüsün içinde olanları geçtim daha binmeden başladı
o köftehor!
Durağa bi’ gelişi var… sanki canlı bomba!... Arkanı
dönüp kaçasın gelir…
Zaten yüzünde meymenet yok!
Oturdu durağa gerim gerim gerildi!
Sonra otobüs geldi…
Yaşlı genç önünde kim varsa ittirdi ittirdi ilk başta bindi.
Sonra da en arkaya çöktü…. Bir oturdu ya… kaldır
kaldırabilirsen…
Hayır, ben kafamı çarpmış yere düşmüşüm, herkes beni
düşünüyor… en hızlı hastaneye nasıl gideriz onu tartışıyor
O da arkadan bağırıyor… Neymiş efendim “iş üstündeymiş”…
Ne işiyse artık… Belli hayır yok …
Yok yok eminim… işte bundan şikayetçiyim!
ASİSTAN (Ses):
Ceza türü ve süre tayini için %23’lük suç detaylandırılıyor… AS764’ün otobüse
binmesine sebep olarak suçta pay almasını sağlayan sebep araştırılıyor… Sebep
bulundu… AS764, aynı otobüs yolcularından CY813’ün evine gitmek amacıyla
otobüse binmiş….
NURETTİN: Aaa bunlar çete
mi yoksa?... Hii o balık kokulu adamın evine mi?... Napacaklarmış evde?
ASİSTAN (Ses):
AS764 göz dağı vermek için CY813’ün evine gidiyor… %23’lük suçun %10’unun
CY813’e ait olduğu tespit edildi… Kocası olduğunu beyan eden kadının peşini
bırakmayarak AS764’ün o otobüse binmesine sebep olmuştur…
NURETTİN: Abov!... Ben
sana söyliyim biz bunları haftaya Müge Anlı’da izleriz.
ASİSTAN (Ses):
CY813’ün otobüse binme sebebi detaylandırılıyor…. Tespit edildi… Facebook’tan
aldığı mesaj sonucunda gelişen ilişki, tetikleyici sebeptir. CY813 evine
gelecek kişi için hazırlık yapmak amacıyla dışarı çıkmış ve otobüse binmiştir.
NURETTİN: Vay çapkın vay…
Yaşından başından utan diyecem de… fasbuk da yelloz dolu!
ASİSTAN (Ses):
CY813’ün dolaylı olarak otobüse binmesine sebep olan Facebook profili aranıyor…
Bulundu… Nalan Fulyalı
NURETTİN: Yellozun adı
belli oldu demek! Ondan da şikayetçiyim! Adama mesajı atmasa adam otobüse
binmeyecekti belki… O binmeyince ondan boşalan koltuğa da ben oturacaktım ve
bunların hiçbiri başıma gelmeyecekti!...
Evet, ondan da şikayetçiyim!
ASİSTAN (Ses):
Nalan Fulyalı mesaj yoluyla asıl tetikleyici olmuştur. Suçtaki payı %4 olarak
belirlenmiştir…. Profil detaylandırılıyor… Gerçek kişiyle ilişkilendirilemedi….
Sahte profil olduğu tespit edildi!
NURETTİN: Al işte… Sen
evinde eğlence olsun diye yalandan hesap aç, iş dönsün dolaşsın bende patlasın…
yok öyle… bana ne… o da cezasını çeksin!
ASİSTAN (Ses):
Nalan Fulyalı kod adıyla hesap açarak mesaj yoluyla insanlarla iletişime geçen
şahsın kimliği tespit ediliyor… Tespit edildi… 33 yaş Erkek
NURETTİN: Püü! Bir de
erkek!... Dolandırıcı, ahlaksız, pislik seni! Ondan da şikayetçiyim!
ASİSTAN (Ses): Asıl
kimlik detaylandırılıyor… Kimlik bilgilerine ulaşıldı. Kendi çevresinde Kontür
Kenan olarak tanınan Kenan Vardaklı.
(NURETTİN bir anda donakalır.)
NURETTİN: Kenan mı?.. Nasıl
Kenan?... Soyadı da Vardaklı ha?... Yok canım…
(Yutkunur, zor nefes alır. Biraz durur.)
ASİSTAN (Ses):
Kenan Vardaklı’nın suçtaki payı %4 olarak belirlenmiş olup ceza almasına karar
verilmiştir.
NURETTİN: Bir dakka ya!...
Ne cezası… Benim şikâyetim falan yok… %50 küsürle şoföre bir şey olmadı, benim
Kenan’ıma niye ceza veriyorsunuz!
ASİSTAN (Ses):
%4’lük oranla failler arasında yer alan Kenan Vardaklı’nın, mağdur Nurettin
Vardaklı’nın oğlu olduğu tespit edilmiştir. Mağdur, çocuk yetiştirme
aşamalarında yanlış ebeveyn kalıplarıyla, empati yoksunu eğitim modelleri, öfke
odaklı davranış biçimleri kullanmıştır.
NURETTİN: Allah Allah!
Kenan hep yaramazdı bi kere!
ASİSTAN (Ses):
Mağdurun suçtaki payında artış tespit edilmiştir. Mağdur fail durumuna düşmüş
olup hata payı oranında cezalandırılmasına karar verilmiştir.
(NURETTİN sinirle ayağa kalkıp bağırmaya başlar.)
NURETTİN: Bak hele bak!.. Ne
biçim iş bu yav! Mağdur olan benim, ben! Ne varmış oğlum bi’ mesaj attıysa…
vazgeçtim işte…. Vazgeçtim yav!... Ben bu
olayda sadece sizden şikayetçiyim, duydunuz mu… sadece sizden!
(Kırmızı spot ışık yanar. NURETTİN kılığındaki
simülasyon karakteri yere yığılır.)
ASİSTAN: Küçük Günahlar
Mahkemesi’nin 43213 dosya numaralı “Otobüs İçi Yaralanma” davası simülasyonu
başarıyla sonuçlandırılmıştır. Dava sürecinde mağdurun suçta payı olduğu ortaya
çıkmış ve bir ilk yaşanmıştır. Yaşananların sonucunda Küçük Günahlar Mahkemesi,
tüm dünya bireylerine duyurur;
“Bugün işlenen küçük bir suça göz yummak, yarın
işlenecek büyük bir suça kapı aralamaktır.”
Saygılarımızla…
(Sahne kararır.)
SON

Hiç yorum yok: