DOLANDIRICILAR KRALI (Skeç)
DOLANDIRICILAR
KRALI
Mert: 30'lu yaşlarda
Kasım: 20'li yaşlarında
Simay: 30'lu yaşlarda
Kaan: 30'lu yaşlarda
Burcu: 30'lu yaşlarda. Sadece sesi duyulmaktadır. (5 kişi tarafından sahnelenecek durumlarda telefon konuşması sahneye taşınabilir. Yönetmen kararına bırakılmıştır.)
SAHNE
Mert,
salonda kanepede uyumaktadır. Bir anda telefonu çalar. Zorla uyanır. Sabahın
çok erken saatidir. Uyku sersemidir ekranı okuyamaz, telefonu uyuklayarak açar.
Mert: Alo…
Burcu (Ses): (Telesekreter gibi robotsu bir sesle) Merhaba, şimdi faturalı hatta
geçmenin tam zamanı!
Mert: Offf…. Ben senin arayacağın saate
sokayım ya!
Burcu: (Normal insansı) Yalnız ayıp oluyor Mert Bey!
Mert: (Afallar): Aa çok pardon… siz şey miydiniz… Ben sizi şey sandım….
Hani oluyor ya… otomatik kadın… Hani böyle kayıtlı....
Burcu (Ses): Otomatik kadın mı?
Mert: Yani şey gibi işte…
Burcu (Ses): (Tripli) Otomatik falan değilim beyefendi!... Duyguları olan,
hayalleri olan ve hayalleri için sabahın köründe kalkıp çalışan bir kadınım…
Ama tabi siz anneleri tarafından size emanet edilen çocuklara, her bakımdan
yetersiz gördüğünüz bir kadının…
Mert: Ne oluyor ya?
Burcu: Pardon…. Böyle de otomatiğe
bağladım gibi oldu …. ama değilim yani…
Mert: Yo yo, artık eminim. değilsiniz…
Burcu: Hem otomatik olsa ne olur ki… Bu
yine de size hakaret etme hakkı tanımaz beyefendi!
Mert: Haklısınız… Özür dilerim…
Burcu: Yalnız öyle kuru bir özür kabul
edemem….
Mert: (Şaşırır.) Başka ne yapabilirim?
Burcu: (Tripli) Faturalı hatta geçebilirsiniz mesela…
Mert: Ama… istemiyorum…
Burcu: (Tripli) Hah paşama bak sen ya… İstemiyormuş… Hayatta her zaman
bizim istediğimiz şeyler olacak diye bir şey yok yalnız!
Mert: Ama bu hat benim hattım ya hani…
Müşteriyim ya ben…
Burcu: Ha müşteriyim ben deyip böyle
sıvışacaksın yani her kavgamızdan… E yarın biz evlenince…
Mert: Evlenince mi!
Burcu: Offf…. çok özür dilerim Mert Bey …
Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum… Toksik bir ilişkiden yeni kurtuldum… Hala
etkisindeyim… Kusuruma bakmayın lütfen… Sizi daha fazla meşgul etmek istemem….
Son olarak sormak isterim…. Faturalı Hatta geçmek ister misiniz?
Mert: Hayır.
Burcu: Salak!... İnat işte… İnat keçi ne
olacak!
Mert: Hanımefendi?
Burcu: Ayyy Mert Bey gerçekten çok özür
dilerim…. Şu an gerçekten çok utanıyorum… Daha fazla uzatmayacağım hemen
kapatıyorum…
Mert: İyi günler hanımefendi!
Burcu: Sakın bir daha beni arama mal!
Mert: Ne!
(Dıt dıt sesi gelir. Telefon
kapanır.)
Mert: Sabah sabah çattık ya!...
(Tam kafasını yeniden yastığa koyar.
Kapı zili çalar.)
Mert: Offf…. Yok… bugün bize uyku yok!
(Mert kapıyı açar. Elinde bir dosya
ve poşetle Kasım kapıdadır.)
Mert: Buyurun?
Kasım: Merhabalar… Çok kısa bir anketim
var…. 5 dakikanızı rica edebilir miyim?
Mert: Şu an gerçekten hiç vaktim yok. (Deyip kapıyı kapatacakken Kasım kapıyı
tutar)
Kasım: Abi öğrenciyim… Senin burda
ayıracağın 5 dakika ile ben bir öğün yemek yiyorum… Lütfen… Sadece 5 dakika….
(Mert, kararsız kalır.)
Kasım: Abi açım…. Doyur beni…
(Mert, dayanamaz göz işaretiyle içeri
kabul eder.)
Kasım: Çok sağol abi… Gerçekten hızlı
hızlı… hemen bitiricem
(İkisi de yan yana kanepeye oturur.
Kasım elindeki dosyadan bir kağıt çıkarır. Eline kalem alır ve sormaya başlar.)
Kasım: 1. Soruyla başlıyorum… Hiç acele
etme… Vaktini iyi kullan… Şaşırtmacalı sorularım da olacak… Lütfen dikkatli ol
abi… Allah zihin açıklığı versin….
Mert: Hadi kardeşim hadi!
Kasım: Soru 1, Daha önce hiç. (Deyip susar. Mert’e bakıp cevap bekler.)
Mert: Eee?
Kasım: (Bir anda geri kafasını indirip kağıda bakar.) A pardon devamı
varmış… Kusura bakma abi ben de yeni başladım…
Mert: Hadi kardeşim hadi…
Kasım: Daha önce hiç Şılagın Hazın My
Little Kazın isimli bir diş macunu markası duydunuz mu?
(Tik tak tik tak tik tak diye süre
sesi duyulur. Mert sesi duyar. Şaşırır.)
Mert: Ne oluyor ya?
Kasım: Ben açtım abi telefondan… böyle
daha heyecanlı oluyor…. Yalnız süremiz azalıyor dikkat edelim…
Mert: Yok duymadım….
Kasım: Emin misiniz?
Mert: Duymadım diyorum kardeşim! … Bunu
duysam unutmazdım zaten!
(Yanlış cevap olduğunu anladığımız
ses duyulur.)
Kasım: Yanlış cevap…. Doğru cevap duydum
olacaktı…
Mert: Ama duymamıştım?
Kasım: Ben soruyu okurken duydun ya abi.
Mert: Dalga mı geçiyorsun oğlum sen
benimle?
Kasım: Estağfurullah abi…. Ama dedim ben
şaşırtmacalı sorularım var diye… Neyse hiç moral bozmak yok…. Daha 4 soru var…
İlkin günahı olmaz diyelim devam edelim… İkinci sorumuz… Sizce Şılagın Hazın My
Little Kazın Diş macunu markası hangi ülkeye aittir? A) Almanya B) Tacikistan
Mert: Yani… çok açık değil mi?
Kasım: Yine şaşırtmaca olabilir dikkat
edelim!
Mert: O zaman?
Kasım: Evet… Kendimize güvenelim!
Mert: Tacikistan diyorum.
(Yanlış cevap olduğunu anladığımız
ses duyulur.)
Kasım: Ah be abi be!... Almanya tabii…
Şılagın diyor my kazın diyor… Yani illa danke mi dememiz lazım!
Mert: Kalk git lan bu evden!... Sabah
sabah bela mı arıyorsun oğlum sen!
Kasım: Nayn abi nayn!... Emir kuluyum ben…
Firma soruları veriyor… Biz okuyoruz…
Mert: Tamam bitti. Yeter bu kadar. Hadi
çık git.
Kasım: Tamam ortam gerildi… Haklısın…
Şöyle yapalım… Firmamızın senin için göndermiş olduğu Şılagın Hazın My Little
Kazın markalı Diş macununu vereyim…. Sen git önce bi yüzünü yıka… sakinleş….
Sonra bu macunla güzelce bir dişini fırçala…
Mert: Ne anlatıyorsun oğlum sen! … Çık
git diyorum anlamıyor musun?
Kasım: Abi bak yüzüme yüzüme bağırıyorsun…
O koku geliyor bana… Hayır direkt nefesin bok gibi kokuyor da diyebilirdim ama…
emir kuluyum…. Diyemiyorum…
Mert: Lan sabahın köründe evime
gelmişsin…. Ne kokacak… lavanta mı kokcak!
Kasım: İşte Şılagın Hazın My Little Kazın
bunun için var… Ağzınızı bir lavanta bahçesine döndürmek için…
Mert: Yok istemiyorum. Hadi git
Kasım: Abim bu aşamayı yaptırmazsam firma
para vermiyor. Gözünü seveyim be!... İki dakika fırçalayıp gelsen ne olacak.
Mert: Tamam fırçaladım say sen… Çok
beğendi yaz oraya… Hadi artık…
Kasım: Çok beğendiysen en az bir tane
satın alman lazım…. Yani firma soruyor… Madem beğendi niye almadı diyor…
Mert: Ne kadar lan bunun tanesi!
Kasım: (Biraz durur.) Iıı… 700!
(Mert şaşırır.)
Kasım: Tamam tamam 500
Mert: Lan hem durup düşünüyorsun hem
durduk yere indirim yapıyorsun… Ne ayaksın oğlum!
Kasım: Yeni başladım ya… bir an unuttum
abi.... Valla unuttum…
(O esnada zil çalar.)
Kasım: Kapıya bakayım mı abi?
(Kasım ayağa kalkıp kapıya doğru
yönelir.)
Mert: Kapıyı aç…. Sonra o kapıdan çık
git!
(Kasım, geri döner. Mutfağa doğru
yönelir)
Kasım: Yok… O zaman ben çay koyayım…
(Mert, kalkıp Kasım’ı koltuğa doğru
ittirir.)
Mert: Otur lan oturduğun yerde!
(Mert gidip kapıyı açar. Kapıda çok
şık, bakımlı, güzel bir kadın olan Simay vardır. Elinde bir tablet vardır.)
Simay: Merhabalar ben Simay… Mert Dolunay
ile mi görüşüyorum?
Mert: Buyurun benim?
(Kasım araya girer.)
Kasım: Aaa abi senin soyadın Dolunay
mıydı! Benimki de Yeniay. Oha lan nasıl denk geldi.
(Mert mimikle onu susturur.)
Mert: Konu neydi?
Simay: Banka şubenizden geliyorum… Açıkçası biraz acil ve önemli bir konu… Müsadeniz varsa oturup konuşalım…
Mert: (Kararsız kalır. Sonra kabul eder.) Tamam… Buyurun geçin.
(Simay, içeri geçer. Kasım’ı görür.
Mert’e Kasım’ı kastederek sorar.)
Simay: Arkadaşınız mı?
Mert: Yoo… o da zaten şimdi gidiyordu…
(Kasım araya girer. Simay’a elini
uzatır.)
Kasım: Merhabalar…. Şılagın Hazın My
Little Kazın Diş Macunu Satış Temsilcisi Kasım Yeniay.
Simay: Aaa ben onu çok seviyorum… Almanya
markası hatta değil mi?
Kasım: (Mert’e döner.) Yok Tacikistan…. Tabi ki de Almanya hanımefendi…
Ayrıca size de bir tane hediye etmek isterim….
Simay: Valla çok isterim… Dün eczanede
gördüm 300 lira olmuş tanesi…
Mert: (Şaşırarak Kasım’a döner.) 300 mü?
Kasım: Dün dedi dün… Bugün 500… Alışın
artık… her şeye her gün zam geliyor…. Yarın 700…
Simay: Ay o zaman bugün ben sizden birkaç
tane almak isterim…
Kasım: Tabi olur… Hemen vereyim… (Poşetini eline alır.)
Mert: Acil bir durum var demiştiniz!
Simay: Aa çok pardon. Hemen anlatıyorum.
(Üçü de kanepeye oturur.)
Mert: Sen çıkabilirsin kardeşim!
Simay: Benim için sorun değil bu arada…
kalabilir.
Mert: Yok yok çıksın!
Kasım: Hanımefendi kalabilir dedi!
Mert: (Dişini sıkarak) Oğlum… ev benim ya!
Kasım: Vay be…. "Mal sahibi, mülk
sahibi, Hani bunun ilk sahibi?”
Simay: Mal da yalan, mülk de yalan, Var
biraz da sen oyalan…. Yunus Emre
Kasım: Sizi kutluyorum hanımefendi… Bu
şiirle benden 2 tane Şılagın Hazın My Little Kazın Diş Macunu kazandınız.
Simay: Ay yaşasın!
(Mert sinirlenir.)
Mert: (Sinirle derin nefes alır.) Artık şu konuyu anlatsanız mı!
Simay: (Ciddileşir, boğazını temizler.) Tabi hemen!
(Simay tabletini açar.)
Simay: Dün saat 15.27’de yurt dışında
görünen bir IP adresi aracılığıyla bankamızdan 200.000 liralık bir kredi
talebiniz olmuş. Siz mi yaptınız bunu?
Mert: Hayır tabii ki!... Nasıl olabilir
böyle bir şey?
Kasım: Aha patlatmışlar valla… (Kapak hareketi yapar.) Geçmiş olsun….
Ben dedim ama…. Daha 5 dakika geçmedi… Ne dedim … mal sahibi mülk sahibi…
Mert: Lan bi sus!... Harcamışlar mı
hepsini?
Simay: Merak etmeyin bankamız yapay zekâ
asistanı şüpheli işlem bildirimi yaptı ve kredi işlemi onaylanmadan iptal
edildi.
Mert: Ama bunu bir kere yaptılarsa… Yine
yapabilirler
Simay: İşte tam da bu sebepten dolayı
buradayım… Bu hesabınız ve buna bağlı diğer tüm hesaplarınız siber saldırı
altında olabilir.
Mert: E ne yapacağız?
Simay: Hiç endişelenmeyin… Hemen size yeni
bir hesap açacağız… Saldırı altındaki hesaptaki bakiyelerinizi bu yeni hesaba
aktarıp saldırı altındaki hesabınızı bloke edeceğiz… Bu kadar basit…
Mert: Tamam, bankaya mı gideceğiz?
Simay: Yok, ben burada tabletten her şeyi
halledeceğim. Sadece kimliğiniz gerekiyor.
Mert: Yatak odasında, hemen getireyim.
Simay: Tamamdır, bekliyorum ben.
(Mert telaşla sahneden çıkar. Simay
ile Kasım göz göze gelir. Simay gözlerini kaçırır. Tablete bakar.)
Kasım: Böyle düşüyor mu ya?
Simay: Nasıl anlamadım?
Kasım: Anladın sen anladın… %50si benim
yoksa öterim
Simay: Ne demek istiyorsunuz anlamıyorum.
Kasım: Ya bırak!... Bilmiyor muyum ben bu
numaraları… Önceden telefonla yapıyordunuz… Baktınız olmuyor artık yüz yüze
modele geçtiniz heralde… %50 vermezsen önce adamı uyandırır…. Sonra da polisi
ararım…
Simay: Ben de bu diş macunu numaralarını
biliyorum yalnız… Onu napıcaz…
Kasım: Yoo bizim markamız dünyaca ünlü
Şılagın Hazın my…
Simay: Kes lan!... Sokarım macununa…
%5’ten bir lira fazla vermem…
Kasım: (Elini uzatır.) Anlaştık abla….
Simay: Başlatma lan ablana!
(O esnada Mert sahneye girer.)
Simay: (Kasım’a) Evet ablanızın da başına aynı durum gelmiş maalesef… ama
geç kalınmış işte…
Kasım: (Mert’e) Geçen yıl aynı taktikle ablamın tüm mal varlığını yediler
de…
Mert: Hadi ya… Bu dolandırıcılar da ne
kadar çoğaldı… artık 3 kişiden ikisi dolandırıcı…
Kasım: (Gözüyle odadakileri sayar) Gerçekten de öyle…
Simay: Neyse hemen başlayalım…
(O esnada kapı çalar. Kapının
arkasından ses duyulur.)
Kaan (Ses): Açın kapıyı polis!
(Simay ve Kasım göz göze gelir.)
Kasım: Valla ben aramadım!
Simay: Siz mi aradınız?
Mert: Yoo… Allah Allah…
(Mert gidip kapıyı açar. Kaan sivil
polis / polis kıyafetiyle kapıdadır.)
Kaan: Mert Dolunay ile mi görüşüyorum?
Mert: Buyurun benim…
Kaan: Emniyetten Amir Kaan (Elinde yalandan bir rozet gösterir.)
Kasım: Amir Khan mı?... Oyuncu olan mı?
Kaan: Hayır Amir Kaan…. memur olan…
Kasım: Memnun oldum…. Ben de Kasım…
Şılagın Hazın My Little
Mert: Sus lan!... Özür dilerim memur bey…
Her şey üst üste geliyor da bugün… Konu neydi acaba?
Kaan: Adınız terör örgütüne karışmış Mert
Bey.
Kasım: (Sİmay’a) Bunun da yemediği bok kalmamış….
Mert: Nasıl olur ya böyle bir şey?
Kaan: Sakin olun… Müsadeniz varsa oturup
konuşalım…
Mert: Tabi buyurun…
(Kaan da içeri geçer. Dördü de
koltuklara oturur.)
Kaan: (Simay ve Kasım’ı kastederek) Arkadaşlarınız mı?
Mert: Yok hayır… Simay hanım bankacı… Bu
da anketör
Kasım: Hayır, lütfenl… Şılagın Hazın My
little Kazın Diş Macunu Satış Temsilcisi Kasım Yeniay…
Kaan: Aa biliyorum onu ben… Hatta dün
sitesinde indirim vardı… Tanesi 200 liradan 5 tane aldım…
Simay + Mert: 200 mü?
Kasım: Sitede Muhteşem Kasım, indirimine
denk gelmiştir.
Simay: Ne Kasım’ı ya… Mayıs ayındayız…
Kasım: Muhteşem Kasım derken…. Benden
bahsediyorum… Adım olan Kasım… Benim kodumla alışveriş yapmıştır…
Mert: Oğlum şimdi başlıycam koduna… Memur
Bey şu durumu bir anlatır mısınız?
Kaan: Durum açık… İstihbarat
kaynaklarından gelen bilgilere göre adınız terör örgütü üyesi olarak geçtiği
için sizi ve mal varlıklarınızı gözetim altına almamız lazım…
Mert: O nasıl olacak?
Kaan: Nezarethanede kalmak gibi
düşünmeyin… Konu açıklığa kavuşana kadar bina girişinde bir polis duracak ve
mal varlıklarınızı da emniyet adına güvenli bir hesaba aktaracağız…
Mert: Banka hesabım da siber saldırı
altındaymış zaten…. Simay Hanım’la da onu koruma altına alacaktık…
Kaan: Aaa öyle mi…. Muhtemelen birbiri
ile ilişkili durumlar…. Yalnız altın gibi fiziki birikimleri de almak
durumundayız… Tabi süreç tamamlanınca hepsi aynı şekilde tarafınıza iade
edilecek….
Mert: Altınlar mı… Ama onlar burda değil
ki?
Kasım, Kaan, Simay: Nerde?
Mert: Iııı şey… Aşağı mahallede bir
malzeme depom var… Orda…
Kasım: Şimdi depoya gideriz… orda da kesin
kokain çıkar…. Ayaklı suç makinesi yemin ediyorum…
Mert: Oğlum bak zaten her şey üst üste
geliyor….
Kaan: Sakin olun…. Deponun anahtarı
yanınızda mı?
Mert: Evet… yatak odasında…
Kaan: Tamam alın gelin… hemen gidip
altınlarınızı güvenli hesaba aktaralım…
(Mert telaşla ayağa kalkar.)
Mert: Banka hesabımı da kurtaracaktık… O
yarıda kaldı…
Kaan: Telaş yapmayın…. Hanımefendi de
bizimle gelir depoya giderken yolda hallederiz…. (Simay’a) değil mi?
Simay: Evet evet… 5 dakikalık bir iş
zaten…
Mert: Tamam o zaman hemen anahtarı alıp
geliyorum….
(Mert sahneden çıkar. Üçü göz göze
gelir.)
Kasım: Amir Khan da isminin hakkını
veriyor ha
Kaan: Nasıl anlamadım?
Kasım: Oyunculuk desen var diyorum… dans
işi de var mı…. Hintliler gibi… (Hint dansı taklidi yapar.)
Kaan: Ben şimdi seni bi’ dans ettiririm…
Simay: (Kaan’a) Aşkım tamam… Biz anlaştık onunla…
Kasım: Ananı avradını…. Organize misiniz
lan siz!
Simay: Bağırma lan!
Kaan: Kaça anlaştınız?
Simay: %5 canım.
(O esnada Mert içeri girer.)
Mert: Tamam anahtarı aldım. Çıkabiliriz
isterseniz.
Kaan: Olur çıkalım.
(Hepsi ayağa kalkar.)
Mert: (Kasım’a) Sen nereye geliyorsun?
Kasım: Napıyım … evde mi kalıyım abi?
Mert: Bu da başıma bela oldu ya?
Kaan: Neyse o da gelsin bizimle… depoda
kaldır indir ihtiyaç olur belki…
Kasım: Amirim izin verdi! Ben de geliyorum
Mert: Oğlum ev de benim… depo da benim…
Kasım: Bak yine üsten üsten konuşuyorsun… Depoya gideriz içerden ceset çıkar. O zaman görürüm seni…
Kaan: Hadi artık uzatmayalım, çıkalım…
(Üçü de sahneden dışarı doğru çıkar.)
Mert: Tamam siz çıkın ben telefonumu alıp
geliyorum…
(Üçü sahneden çıkar. Mert bilerek
onların çıkmasını bekler. Sonra cebinden telefonunu çıkarır. Bir arama yapar.)
Mert: Alo… Bizim depoya üç tane keklik
getiriyorum… Gelin de onları bir avlayalım… Tamam orda görüşürüz…
(Sahne kararır.)
SON

Hiç yorum yok: